Ayasofya: Adım Adım Bir Dünya Mirası

4

İstanbul’un belki de en bilinen yapısı Ayasofya ’yı yazmak istedim. Belki İstanbul dışında yaşıyorsunuzdur gelmemiş olabilirsiniz, çok normaldir. İstanbul’da yaşıyorsunuzdur ama nasılsa giderim diye gitmemişsinizdir, o da gayet normal. Şimdi camiye dönüştürülen bu yapıyı beraber yakından inceleyelim.

Müze yapılışından sonra özellikle yakın tarihimizde sürekli tekrar cami olsun düşüncesi konuşulmuştu ve  nihayetinde 2020 yılında bu gerçekleşti.  Ayasofya’nın kullanım biçimine her ne kadar dini açıdan bakılsa da olayın milliyetçi  ve politik   olduğunu düşünüyorum.  Fikrimi az çok belirttikten sonra size eser ile ilgili bilgi vermeye geçebilirim.

Umarım bu yazıda az da olsa ruhunu da anlatmayı başarabilirim. Buyurunuz karşımızda Ayasofya!

Ayasofya’nın Yapılışı

Şu anda gördüğümüz bina aslında inşa edilen üçüncü Ayasofya binasıdır. İlk iki kilise 360 ve 415 yıllarında yapılmış ama çeşitli nedenlerle yok olmuş. Onların bazı kalıntıları ise bahçede duruyor. Üçüncü ve şimdiki Ayasofya ise tam beş yılda yapılmıştır. Yüz yetenekli usta ve mühendis, on binlerce işçi çalışmıştır.

Ayasofya’nın görünümü ve boyutları bugün de ona bakan insanda hayranlık uyandırır. Bu ihtişamlı görünüşünün onun ismini belirlemiş olacağı ihtimali bana oldukça yüksek geliyor. Bir kadın adını çağrıştırsa da öyle değildir. Kutsal, azize anlamına gelen “aya” ile bilgelik anlamına gelen “sophos” kelimesinden türeyen sofya’nın birleşmesiyle “Ayasofya” yani Kutsal Bilgelik ismi verilmiştir.

 

Ayasofya 'nın yapılışı hakkında bilgiler.

 

Dünyanın Mimari Başyapıtlarından Biri

Mimari planı ise oldukça ilginçtir. Dört köşe bir binanın üzerine oturtulmuştur. Ama asıl dahiyane yenilik, kubbenin iki yanına yapılan iki yarım kubbenin merkezi taşımasıdır. Bu onun içine giren herkese verdiği genişlik hissinin ta kendisidir. Hatta ezici bir etki bırakır, başınız öylece tavanda kalıverir. Merkezdeki ağırlık zeminde ve üst galeride sıralanan toplam 107 sütunla desteklenir. Mısır’da Heliopolis’ten sekiz porfir sütuna ilave Efes’ten Artemis tapınağından, Kyzikos ve Lübnan’daki Baalbek tapınağından sütunlar getirilmiştir. Bunun gibi zemin, duvarlarda kullanılan doğal taşlar şu an ülkemiz sınırları içinde bulunan on farklı yerden ve sekiz değişik ülkeden getirilmiştir.

Özellikle Marmara adasından getirilen mermerlerle duvarlar kaplanmıştır. Mermerler taş bloğun ortadan tam ikiye ayrılmasıyla birbirinin aynası yani simetisi şeklinde yerleştirilmiştir. Uzun süre bakınca figüratif desenler görmeye başlamanız mümkündür. Ben çok benzetirim; şuradaki  kadın yüzü mü, at mı var orada, diye bakıp bakıp dururum. Benim gördüğümü benden başkası da görmez ya neyse…

Ayasofya 'da kullanılan mermerler

İç mekandaki mozaikler ise burayı büyüleyici yapan bir diğer unsur.(şimdi üzerileri örtülü) Uzun yıllara meydan okumuş bu eserler aslında ikinci kez yapılanlardır. Öteden beri Ortodokslarla arası iyi olmayan Katoliklerin isyanlarında harap edilmişlerdir. Bu isyan döneminde kutsal eşyalar talan edilmiş ve ne var yok gemilere yüklenip Venedik’e götürülmüştür. Şimdilerde dikilitaşın bulunduğu yerde olan  Hipodromun (At Meydanı) girişindeki dört kocaman tunçtan at heykeli de bu yağmalananlar arasındadır. Venedik’e gidenler onları San Marco Meydanında görebilirler.

Hain Henrigus Dandolo’nun Mezarı

Dan Brown’un “Cehennem” romanını okuyanlar ya da filmi izleyenler hatırlayacaklardır. Kitapta “hain Venedik Duka’sını ara, o ki atların başlarını kesti” cümlesindeki hain Henrigus Dandolo’nun mezarının Ayasofya’nın içinde olduğunu bu sayede öğrenmiştim. Muhtemelen görmüştüm ama kimdir, neyin nesidir bilmezdim. Kemiklerini köpeklere vermişler adamın yahu. O kadar büyük hain. Ama neden o zaman buraya mezar yapmışlar, işte ona  hiç anlam veremedim. (üst galeride bulunmaktadır)

Dandalo'nun Ayasofya 'da bulunan mezarı

 

Ayasofya Alt Galeri

Mekanımıza giriş dördüncü yüzyılda Tarsus’ taki bir tapınaktan sökülerek ikinci Ayasofya’ya getirilen tunç kapılardan yapılır. (Aslında müze iken burası çıkış kapısıydı). Bir kapı 415 yılından bu yana yani bu ne demek oluyor, tam 1605 yıldır duruyor. Müthiş bir şey bu!

Bu kapıdan girince ikinci bir kapı ve üzerindeki mozaik göze çarpar, çarpardı demeliyim zira bunun da üzeri örtülü. İki imparator; Konstantinus ve Justinianus kucağında İsa’yı tutan Meryem’e İstanbul surlarını ve Ayasofya’yı hediye ediyor. Bu belki de Ayasofya’nın ilk halini gördüğümüz tek resimdir. Ayrıca Hristiyanlık için önemini açıklar nitelikte.

Üzeri örtülü Ayasofya MozaikleriAyasofya mozaikleri; giriş bölümündeki mozaik

Kapıdan girer girmez sağınızda minik mihrabı yani imamın durduğu yeri göreceksiniz. Burada oluş sebebi ise kalabalık cemaatin imamı görmesi mümkün olmayacağından, belirleyici olmasıdır.

Dokuz Kapılı Narteks, Küpler ve Çocuk İsa ile Meryem Mozaiği

Buradan dokuz kapılı iç narteks denilen koridora geçilir. Özellikle orta kapı görkemlidir ve  müze iken o kapıdan girilirdi. Bizans döneminde sadece imparator ve ailesinin kullandığı bu kapı  ilk konulduğunda gümüş kaplıymış. Üstündeki mozaikte İsa’nın önünde ayaklarına kapanan imparator VI. Leon’u görürüz. Sağında melek Cebrail solunda ise annesi Meryem vardır.

Ayasofya nartekste bulunan mozaikler

Narteksten (hadi artık biz ona camiye uysun diye  avlu diyelim) içeri girilince görülen pencerelerden süzülen ışık ve o loşluk ziyaretçiler için sarsıcıdır. Gözünüz alışana kadar ağzınız açık öylece kalakalırsınız. Yukarıdan sarkıtılan kandiller, sağ ve soldaki büyük küpler sırasıyla görüş alanınıza girer. Bu küpler yek pare mermer olup Bergama’dan getirilmiştir.

Ayasofya içinde bulunan küpler

Kubbedeki hat eserde Nur süresinden bir bölüm yazılıdır. Diyor ki “Göklerin ve yerin Nur’u yani ışığı Allah’tır.” Çapı ise 31 metre olan bu kubbede zamanında İsa resminin var olduğu ama üstünün kapatılarak bu yazının yazıldığını da ekleyeyim.

Tam karşımızda kucağında çocuk İsa ile Meryem, alt katın en güzel moziklerindendir.

Ayasofya, çocuk İsa ve Meryem Mozaiği

Ayasofya 'nın üzeri örtülü mozaiklerine bir örnek
Şu an üzeri örtülüdür.

Sahte Pencereler ve Omphalion

Kubbeyi taşıyan direklerin üçgen kısımlarında  ise melek figürleri görürüz. Sadece tek bir köşesindekinin yüzü açıktır. (şu an tadilatlı olan kısımda).  Unutmadan iki yandaki yarım ay kısımlardaki pencerelerden ikişer tanesi aslında pencere değil pencere resimleridir. Bunun nedeni ise tamamen mimari açıdan denge olması içinmiş. Toplamda 1070 pencere var ama bu sahte olanlar sayıya dahil mi hiçbir fikrim yok. Bakalım fotoğrafta bu pencereyi seçebilecek misiniz?

Ayasofya sahte pencereleri

Zeminde omphalion denilen kare bir kısım dikkat çeker. Burası kilisenin en önemli yeriydi. Ortadaki büyük dairede ancak imparatorlar durabilirdi. Taç giyme töreni gibi önemli anlarda din adamları ve  devlet erkanı dıştaki diğer dairelerde sıralanırlardı. Bu dairelerin her biri farklı taştır, bizler bu sayede yapımda kullanılan bütün taşları aynı anda  görebiliriz. Cami olunca halıyla kaplanmaması bence alkışı hakkediyor.

Terleyen Sütun

Alt katın en bilinen, turistlerce en sevilen köşesi ise gariptir ama hurafelere dayanır. Girişte solda bir sütuna baş parmağını sokup tam 360 derece çevirebilenlerin dileğinin gerçekleşeceğine inanılırdı. Rivayete göre İmparatorun bir gün başı çok ağrır. O zamanlar öyle ağrı kesici hap yok tabii gider kiliseye ve  sütuna yaslanır. O da ne, baş ağrısı bir anda geçer. Sonra halk nazarında kutsal sütun adını alır. Bir diğer adı terleyen sütundur. Dedim ya insanlar parmağını sokuyor diye, işe o zaman bir ıslaklık hissettikleri için mucizevi bir şekilde sütunun terlediğini düşünürlermiş. Oysa arkeologlara göre sadece Ayasofya’nın altında olan sarnıcın nemini çeken bir taş. (şu an kapalı). Yeri gelmişken mabedin üstü kadar altı da acayip ama hiç o konulara girmeyeceğim. İşin içinden çıkamayabilir, delhizlerde kaybolabiliriz. Kaybolanlar da varmış diyeyim, onu da siz araştırın artık.

Ayasofya Üst Kat

Ortodoks kiliselerinde de çoğu camide olduğu gibi kadınlar kısmı yukarıdadır. Gerçi Ayasofya’da bayağı yukarıdadır.

Ayasofya üst kat
Fotoğraf: Kaan Sustam

 

Üst katta hain Dandolo’nın mezar taşı zeminde görülebilir. Hemen onun solundaki parmaklıklarda ise Dandolo’dan çok uzaklarda doğmuş birinin kazıdığı yazı bulunur. Runik alfabesiyle kazılmış bu yazının tamamı okunamıyor, yalnız “Halvdan” diye bir Viking adı seçilebiliyormuş. Esaretin Bedeli filmini izleyenler kirişteki yazıyı hatırlayacaklardır “Brooks was here” bu Halvdan kim ise artık bana hep o sahneyi hatırlatır.  Konu dışı oldu farkındayım, hemen Ayasofya’ya dönüyorum.

Halvdan'ın Ayasofya 'ya yazdığı yazı

Belki de Ayasofya’nın en çok fotoğraflanan mozaiği, Yunanca son yargı anlamına gelen “Deesis” bulunur. Bu eserde Vaftizci Yahya ve Meryem’in İsa’ya insanlık için yalvardıklarını görürüz.

Üst katta yine İmparatoriçe Zoe ile kocası Konstantinos’un mozaiği bulunur. Bu imparatoriçe Zoe ilginçtir. Birkaç kez evlenmiş ve her evlenişinde de bu mozikteki surat değiştirilmiş. Bu durumda birinci kocanın vücuduna üçüncü kocanın yüzü yerleştirilmiş oluyor. Bana bu hep komik gelmiştir.

 

Osmanlı’da Ayasofya

Gelin şimdi de bir an için kendinizi Fatih’in yerine koyun. Bir düşünsenize 52 gün süren bir kuşatma sonunda şehre giriyorsun. Roma’nın başkentini almış daha 21 yaşında bir hükümdarsın. O yaşlarınızı hatırlayın hani annenizin gecikme, aman babanı kızdırmayalım dediği, hani halen terleyip hasta olmandan endişe duyduğu yaşlardasın. İşte o yaşta bir hükümdar olup arkanda yorgun askerlerle şehre girmişsin. Elbette taaa karşı kıyıdan baktığında gördüğü yüksek kubbeli Ayasofya’ya görkemli bir giriş yapmışsın. Hep bunun hayalini kurmuş, planlarını yapmışsın ve işte bu sonunda gerçekleşmiş. Muhteşem değil mi?

Girer girmez şükür namazı kıldığı ve üç gün sonrasındaki Cuma namazına hazırlayın dediğini ve akabinde de şehirden ayrılıp Edirne’ye döndüğü söylenir. Yıllar süren tadilatlar sonrası hem şehir hem Ayasofya ciddi bir değişim geçirir. Geçici tahta minarenin yerine tuğla minare yapılır.

Osmanlı’nın Ayasofya’ya Büyük Katkısı

Osmanlı’nın Ayasofya’ya katkısı kabul etmemiz gereken çok önemli bir gerçektir. Bu etki sadece şu an köşelerde gördüğümüz 7.5 metre çapındaki silüs hatlar değil elbet. Dışarıdan bakıldığında ilk göze çarpan minareler sadece minare değil binaya dayanak olmuşlardır. Topkapı Sarayı yönündeki zarif taş minare II. Bayezıd  diğer ikisi ise II. Selim tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Mimar Sinan ayrıca deprem ya da zamanla yıkılmaması için payanda denilen ayakları yapmıştır. Bu minareler ve Sinan’ın destekleri olmasaydı belki de yüksek kubbe bu kadar uzun yıllar ayakta kalamayabilirdi de, kim bilir.

Tepesindeki büyük alemi Sokullu Mehmet Paşa’nın yaptırdığını, içeride kubbeden sarkan devasa kandili III. Ahmed’in koydurduğunu biliyoruz. Mihrabın iki yanındaki şamdanları Kanuni Macaristan’dan getirmiş. Minber III. Murad zamanında yapılmış ayrıca aynı dönem iki dev yekpare küpler konulmuş, kütüphane kısmını I.Mahmud ekletmiştir.

Burada emeği çok olan padişahın II. Selim’den sonra Abdülmecit olduğu da söylenebilir. İtalyan iki mimar Fossatti kardeşlere Ayasofya’yı tamir ettirmiştir. Devasa hat levhaların asılması da bu padişah dönemindedir.

Dış avluda gördüğümüz türbelerde ise beş  padişah ve aileleri yatar. Ayasofya’da sadece padişah mezarları bulunmaz. Dış nartekste Ayasofya’da görev yapan rahiplerinin ve devrin ileri gelenlerinin mezarları bulunur. (zeminde sadece mermer kapak şeklindedir).

Ayasofya Camisi  

Camiye çevrildikten sonra elbette tahmin edildiği gibi resimlerin üstü beyaz bir örtü ile kapatılmış. Yerler komple yeşil bir halı ile kaplanmış. Sadece Omphalion ve İmparator kapısının eşiklerindeki çukurlar özellikle görülmesi için halı ile kaplanmamış.

İmamın durduğu yerin iki yanına cüz sandıkları konmuş. Bu iki sandık sedef, fildişi kaplama ile bezeli olup kaplumbağa kabuğundan yapılmış.

Minbere iki yeşil bayrak eklenmiş. Bu bayraklar önce Kabe örtüsü, bir yıl sonra peygamberimizin mezarının üstüne örtü olarak kullanılmış ve bir yılın sonunda parçalara ayrılarak simge camilere dağıtılmış.

Yeni Ayasofya!

Ayakkabısız içeri girip yerde oturup ihtişamlı tavana bakmak elbet güzel bir duygu. Ayrıca bedavaya giriyor olmamız da cabası. Ancak müze iken para bastığı gerçeğini yok sayamayız.

Dikkate değer bir değişiklik ise dışında çok geniş bir alanın polis bariyerleriyle kapatılmış olması. Bu korona için değil güvenlik sebebiyle alınmış bir önlemmiş. Can sıkıcı olduğunu belirtmek isterim. Demek ki korkulan bir durum var diye anlıyorum bunu, inşallah bir şey olmaz.

Ayrıca cami olmazdan önce, uzun yıllardır Ayasofya’nın küçük bir kısmının ibadete zaten açık olduğunu yazmak isterim. Fakat nedense civar esnaf dışında pek insan bundan bihaberdi. Müze olmasına rağmen yıllardır da ezan okunurdu, bunu da bilmeyen çoktur. Ancak ülkemizi bırakın İstanbulluların neredeyse yarısından fazlasının Ayasofya’ya hiç gitmediğini biliyoruz. Ümidim o dur ki;  camiye dönüştürülmesi sebebiyle gideceklerin hiç değilse yapımda emeği geçenlere hürmeten kafasını kaldırıp bu muhteşem yapıyı incelemeleri ve ibadethaneye saygılı davranmalarıdır. Eh biraz da binanın tarihçesini okusalar ne kadar güzel olur. Eh bir de mozaiklerin üstündeki örtüler namaz saatleri dışınca bir düğmeye basıp açılsa mesela şık olmaz mı?

Bu güne kadar yüzden fazla girdim desem abartmış olmam. Çünkü dedem ve babam 40  yıl kadar süren meslek yaşamlarının tamamını bu bölgede restorasyon yaparak geçirdiler. Ayasofya’nın ziyarete kapalı olduğu dönemlerde ben içeride oyun oynardım. Resimlere bakar hayaller kurardım. İnternetin olmadığı yıllarda bize düşen hayal kurmaktı. Fakat farketmez büyüdüğümde de gittiğimde gözlerimi kapar Ayasofya’nın açıldığı güne giderim. Justinianos’un dört atın çektiği arabasıyla içeri girdiği ve gaza gelip “ Seni geçtim, Süleyman!” diye haykırdığını duyarım.

Şimdi imamın okuduğu sureleri duyacağınız gibi, belki siz de benim gibi gözlerinizi kapar Ayasofya’yı dinlemek istersiniz. Çok dikkatli dinlerseniz Justinianos’u, Teodora’yı, Zoe’yi, Fatih’in görkemli girişini, Akşemseddin’in Cuma hutbesini, Mimar Sinan’ın sesini  hatta zorlarsanız padişah Deli İbrahim’i bile duyabilirsiniz. Gülmeyin Ayasofya’nın dibindeki türbelerden birinde o yatıyor.

 

Kaynaklar:

  • Haldun Hürel – Burası İstanbul 2007
  • Murat Belge – İstanbul gezi rehberi 10.basım 2004
  • F. Dirimtekin – Ayasofya Kılavuzu

Kudüs Sendromu yazısına buradan ulaşabilirsiniz…

Daha fazla Şükran Meydan Onuk yazısı için bloguna göz atabilirsiniz… Bloga buradan ulaşabilirsiniz…

Önceki İçerikBozcaada (Tenodos): İnsanlar Uzun Yıllar Yaşasın Diye Yaratılan Ada
Sonraki İçerikBolkar Dağları: Toroslar Zincirinin En Güzel Halkası
Merhaba, ben Şükran Onuk. İnsanların beni tanıması için özgeçmiş yazmam istendi. İnsanın geçmişinin özünü yazması ne garip değil mi? Nasıl anlatabilirim diye düşünüp durdum. Okullar, iş hayatı, bildiğin diller, gittiğin ülke sayısı, hobilerimiz bunları sıralamak basit! Ama gelin görün ki geçmişinizin özü anlatmak zordur. Benim öz geçmişimde ne mi var? Çok hareketli, bir o kadar meraklı bir kız çocuğu var. Hep soru soran, öğrenmek isteyen, gezmekten zevk alan, ayrıca neredeyse hiç durmadan konuşabilen. Aldığım bütün yaşlar beni değiştirmediği gibi artık anlatacak çok şeyimde oldu. Her fırsatını bulduğumda yaptığım gezilerde çok anı biriktirdim. Şimdilerde en büyük zevkim bunları paylaşmak ve elimden geldiği kadar insanlara yol gösterici olmak. İstiyorum ki herkes çok gezsin şayet gezemiyorsa gezenleri dinleyerek öğrensin. Çünkü dünyamızda bambaşka hayatların var olduğunu, sınırların haritalar üstünde sadece bir çizgiden ibaret olduğunu ben bu sayede öğrendim. Farkettim ki; hiçbir insanın birbirinden farklı kaygıları yok, sadece sağlıklı yaşayıp mutlu olmak derdindeyiz. İşte bunu insan yolda iken sindire sindire öğreniyor. Gülümsemenin her kapıyı açacağını, mütevazi olmanın en büyük zenginlik olduğunu,hayvanlara, doğaya sevgi ve saygı beslemenin gerekliliğini farkediyor. O yüzden her yaşadığımız gün öz geçmişimize bir yenisini eklemiş oluyoruz. Hikayemizi kendimiz yazıyoruz kısaca. Ben öz geçmişimde elimden geldiğince gülümsedim hiç de zararını görmedim doğrusu. Vesile ile her zaman yol gösterici olan ailem ve her konuda destek olan eşime binlerce teşekkürler … Gülümseyinnn, hayat bizi çekiyor…

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz