Bir Kedi Yılı Ne Kadar Uzun?

0

Kırt kırt kırt kırt. Şlap şlap şlap şlap. Zzzzzz zzzzz.

Pata pata pata, kırt kırt kırt, pıt pıt pıt pıt. Zzzzz zzzz zzz. Zzzz zzz zzzz.

“Hadi bebişler görüşürüz”. Kapı kapanma sesi.

Aman yaa yine muç muç öpüp gitti beni. Zzzzzz zzzzz. Kırt kırt kırt. Şlap şlap.

Ne oldu ya? İşe mi gitti? Yine bir yerlerde fink atmaya mı gitti anlamadım. Neyse bakalım bekleyeyim biraz daha gelir belki.  

Biraz şuraya yatayım, biraz buraya yatayım. Biraz mama, biraz su. Sonra yine uykum gelir biraz şekerleme yaparım. Günümün yaklaşık 15 saati uyuyarak geçer. Bazen derin uyurum, bazen de çok hafiftir uykum. En büyük hobim dışarıda ötüşen kuşları izlemek, evdeki sineklerle kovalamaca oynamak, düzenli olarak kendimi temizlemek ve tabii ki uyumak. Bunu söylememe gerek yok sanırım.

Ama günün en sevdiğim zamanları anne babamın akşam eve döndüğü zamandır. Eve gelince her ne kadar beni olduğum yerden kucaklayıp, öpüp kokladıktan sonra, bambaşka bir yere bıraksalar da çok severim onları. Onların sarılması bir başkadır. Gece onlarla uyumayı çok severim. Bazen gidip üstlerine yatarım. Hiç birşey demezler, aksine hoşlarına gider. Biraz gariptir annem babam yani. Ne iyi etmişim de gelmişim bu eve.

Ama bazen de sabah giderler ve 1 kedi yılı kadar uzun bir süre gelmezler. Tam olarak nereye gidiyorlar bilmiyorum. Ama çok uzak olsa gerek. Aslında en başta çok umrumda olmaz. Ne de olsa ev benim. Ama bazen çok uzun sürer dönmeleri. O zaman sıkıcı olmaya başlar. Oyun oynayacak, ayağına saldıracak, bana “Hayır” diyecek ebeveynlerimi aramaya başlarım. İstediğim gibi dışarı çıkıp kuş kovalasam belki bu kadar sıkıcı olmaz ama dışarısının oldukça tehlikeli olduğunu söylüyorlar.

Bu zamanlarda anne babamın arkadaşları gelip bana bakarlar. Sanki ben kendi başımın çaresine bakamayacakmışım gibi. Ne var yani en kötü sinek avlarım yine karnımı doyururum ben. İnsanlar taşın suyunu sıkabiliyorsa ben de bunu yapabilirim. Gerekirse kapı açmayı öğrenir, su içmeye de gidebilirim. Neyse yapan var ne de olsa neden öğreneyim.

Bana bakmaya gelenler gidince evde bir bayram havası. Bir türlü alışamadım bu yabancılara. Yüzler, sesler, koku tanıdık ama hiç biri anne babamın yerini tutmuyor. Özlüyorum keretaları. Biliyorum onlar da beni özlüyor ama yine de gidiyorlar. Çelişkili durumlar yani.

Dur devam edeceğim anlatmaya ama önce güzelce bir gerineyim. Malum yeni uyandım uykudan. Kkkk kkkk. Kkkkk. Çok pardon bir kuş geçti dikkatim dağıldı. Tam ağzıma layıktı ama neyse..

Ne diyordum? Dediğim gibi onları çok sevdiğim için sanıyorum çok da şikayet edemeyeceğim. Ben evde kalmayı çok seviyorum. Tüm gün yan gelip yatıyorum. Bazen çılgınlık yapıp kelebek kovalıyorum. Ama anne babamı da özlüyorum.

Birkaç sene önce çok yalnız kalmayayım diye bir kız kardeş getirdiler eve. Ne yalan söyleyeyim en başta pek alışamadım kendisine. 3 gün hiç peşinden ayrılmadım. Ne de olsa dışarıdan bulup gelmişlerdi ve dışarısı tehlikeliydi. Bu yüzden çok temkinli yaklaştım. Baktım pek bir yanlışı yok, çok da üzerine gitmedim bir abi olarak. Ama o noktadan sonra evde gördüğüm her erkek sineği kendi yöntemlerimle çözdüm. Evet biraz kıskanç bir abi olabilirim. O geldikten sonra ev biraz daha keyifli oldu. Ama o da benimle aynı fikirde. Tatillerin bu kadar uzun olmasını sevmiyoruz.

Hatta bir itirafta bulunayım. Bizimkiler yaklaşık 2 aydır evdeler. Tam olarak ne oldu bilmiyoruz. Ama evden neredeyse hiç çıkmıyolar. Biz bu işe en başta çok sevindik. Hep evdeler diye. Hep beraber vakit geçiriyoruz. Ama 2 kedi yılı oldu şimdi de gitmek bilmiyorlar. Karar verdik ki ara ara gitmeleri aslında o kadar da kötü değilmiş. Bazen bizim de tatile ihtiyacımız oluyor.

Kapının açılma sesi. Neyse benimkiler geldi. Gideyim de biraz sırnaşayım. Sen ara sıra uğra olur mu komşu kardeş??

“Kuzuuuum, muah muah, sen nereye bakıyorsun bakayım öyle? “Miyavvvvv miyavvvvv”.

Yeşilin Elli Tonu Slovenya yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikHiçliğin Ortasında: Mont Saint Michel
Sonraki İçerikDoğunun Kraliçesi: Antakya
Merhabalar, Ben Zeynep Karslı. Yarışmaya Hollanda’dan katılıyorum. İnsanın en çok kendinden bahsetmesi zor yahu. İstanbul’da doğdum ancak ömrümün büyük kısmı İzmit’te geçti. Üniversite vesilesiyle çok sevdiğim İstanbul’a dönüp sevdiceğimle tanıştım sonrasında evlendim. Hayallerimizin peşinden gittik ve 3 sene önce Hollanda’ya tası tarağı ve 2 kedimizi de alarak taşındık. Her fırsat bulduğumuzda ya geziyoruz ya da gördüklerimizi yazıyoruz. Videolar çekiyoruz. İz bırakmak istiyoruz galiba bir şekilde bu hayatta. Müthiş anılar biriktiriyoruz. Benden bazen hikaye tadında bazense oldukça komik yazılar gelecek. Bakmayın sadece benim adım yazılmış olduğuna. Ben ve eşim Onur, iki kişilik dev bir kadroyuz. Mutlaka fikrini alırım en sonunda. Öğrenmeyi, okumayı, gezmeyi, görmeyi, yemek yemeyi/yapmayı ama özellikle yemeyi, iyi kahveyi, yanındaki sohbeti, yogayı ve en önemlisi eşimi ve kedilerimi çok severim. Umarım sizin hayatınızda da bir iz bırakabilirim. Sevgiler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz