Gent: Ortaçağın Aydınlık Yüzü

0

Belçika Covid-19 kâbusu öncesindeki son durağımızdı. Keşke onu böyle hatırlamak zorunda kalmasaydık ama hayatımızın sonuna kadar “karantinaya girmeden gittiğimiz son ülke” olarak anılmaya mahkûm. Üzgünüm Belçika… Üzgünüm Gent

Tamamen piyangodan çıkmış bir plandı ve şimdi geriye dönüp baktığımızda iyi ki çıkmış diyoruz. Eşime haber bile vermemi gerektirmeyecek ve “bedavadan biraz pahalı” diye tabir edilecek fiyata bilet bulunca, 2 ay sonra başımıza geleceklerden habersiz bir şekilde elimize nur topu gibi bir Ortaçağ planı geçiverdi. Umuyorum bu Ortaçağ seyahati ve sonrasında başımıza gelen Ortaçağ karanlığı tadındaki günler tamamen tesadüf eseridir. Ve yine umuyorum ki bu Ortaçağ karanlığından, dans eden bir takım yeşil ışıkların bir anda gökyüzünde belirivermesi gibi doğaüstü güzellikte mucizeler ile kurtuluruz (yazar burada Belçika’dan tam 2 ay sonra gitmek için hazırlık yaptığı fakat yola çıkmasına 4 gün kala açığa alınan Lapland ve Kuzey Işıkları planına atıfta bulunmaktadır.)

Gent Nasıl Bir Şehir

Gent, gayet düz bir tabirle güzel bir şehir. Gidin yani beğenirsiniz. Hatta bana sorarsanız Avrupa kıtasında “mutlaka görülmesi gereken şehirler” listesinde ilk 10’a çok rahatlıkla girebilir.

Aslında kendi halinde küçük, düzenli ve gayet temiz bir Avrupa kenti. Hatta o kadar küçük ki biz ‘Sadece birkaç saat geçirir yolu devam ederiz’ kafasıyla gittik. Fakat yazının ilerleyen kısımlarında aslında hiç de öyle olmadığını anlayacaksınız.

Belçika’da konuşulan dillerin bile birbirinden farklı olduğu bölgeler bulunuyor. Gent Flaman bölgesi içerisinde. Halkı Flamanca konuşuyor. Fakat her Belçika vatandaşı gibi insanlar hem Fransızca hem de Flamanca konuşabiliyor. Önceki paragraflarda küçük dedik ama bu ölçünün ‘metrekare’ ölçeğinde olduğunu da özellikle belirtmekte fayda var. Çünkü Gent oldukça gelişmiş bir şehir. Flaman bölgesi içerisinde bulunan Doğu Flandre ilinin merkezi Gent. Aynı zamanda bu bölgenin en büyük nüfusuna da sahip.

Günümüzde olduğu gibi Ortaçağ’da da Gent oldukça gelişmiş ve önemli bir yermiş. O dönemlerde Kuzey Avrupa’nın en zengin yerleşimlerinden biriymiş kendisi. Bu zenginlik o dönemki tahıl ticaretinin merkezi oluşundan geliyor. Şehrin ana meydanı bile ismini bu tahıl ticaretinden alıyor.

Nereleri Gezeyim?

Gent oldukça düzenli bir şehir. Gezgin kafası karıştırmayan ve vasıta gerektirmeyen bir yer. Çünkü görmeniz gereken her şey merkezde ve birbirine yürüme mesafesinde. Bütün mesele bu merkeze nasıl ulaşacağınızla alakalı, onu da ilerleyen bölümlerde anlatacağız. Sabırlı olalım lütfen…:)

Girişte sizi karşılayan kaleden itibaren göreceğiniz her yapı (özellikle katedraller) “Ben Ortaçağdan beri buradayım heeey yavrum hey” diyor resmen. Büyük ihtimalle şuan “Biz Veba salgını gördük Corona ne ki” falan diyor olabilirler.

Bütün kiliselerden gotik mimari akıyor. Tepelerindeki horozlu rüzgâr gülleri ile birlikte bu Ortaçağ’a gayet uygun bir dekor oluşturuyor. Ama içleri daha da ihtişamlı. Hatta içlerini gördükten sonra dış cephelere bakıp “bu ne len” bile diyebilirsiniz.

Korenmarkt

İlk durağımız şehrin ana meydanı olan Korenmarkt. Şehirde turistlerin buluşma noktası ve en çok turist çeken yer burası. Leie nehri ve St Nicholas Kilisesi arasında kalan meydan, Gent’in en önemli tarihi değerlerinden biri aynı zamanda.

Korenmarkt kelimesi “tahıl pazarı” anlamına geliyor. Yazının başında bahsettiğimiz, Ortaçağ dönemindeki zenginlik ve şatafat işte bu meydanda yapılan tahıl ticaretinin sonucu. Gent 10 ve 11.yy’da Flanders bölgesindeki tahıl ticaretinin merkez noktasıydı. İsmi de bu ticaretten dolayı Korenmarkt olarak kalmış.

Korenmarkt’ta dikkatinizi cezbedeceğini düşündüğüm ilk yapı St Nicholas Kilisesi. 13.yy’da inşa edilmiş, Gotik tarzda dev bir kilise. Biz içini gezemedik fakat içini görme imkânı bulduğumuz diğer kiliseler gibi bu kilisenin de içi, dışından çok daha güzelmiş.

Graslei ve Korenlei

Hemen burada yeni bir paragraf açmak suretiyle Gent’in en çok görülen yerlerinden birine daha değinmek isterim. Graslei ve Korenlei. Bu ikili Leie nehri kıyısında birbirine karşılıklı pozisyonda bulunan bir Ortaçağ limanına ait iskeleler. Graslei, İngilizcede “grass” yani “ot-saman” kelimesinden geliyor. Korenlei ise “tahıl”dan geliyor.            

Graslei ve Korenlei üzerinde bulunan yanyana bir dizi Ortaçağ binaları günümüzde şehrin turistik trafiğinin en yoğun olduğu yerlerden. Bu binalar restorasyon geçirmiş ve günümüzde kafe-restoran olarak kullanılıyor. Ayrıca nehirde tekne turları da yapabiliyorsunuz.

Bu binaları gördüğünüzde fark edeceksiniz… Gent “kimliği” olan bir şehir. Eski Ortaçağ mimari gelenekleri bozulmamış. Var olanı en iyi şekilde korumayı başarmışlar. Avrupa’nın en görülesi şehirleri listesine tam olarak bu yüzden dâhil edilmeli.

St Michael Kilisesi

Korenmarkt’tan fazla uzağa gitmeden göreceğiniz 2 önemli yapı daha var. St Michael Köprüsü ve Kilisesi. Kilisenin Gotik tarzda olduğunu söylememe gerek yoktur diye düşündüğüm için özel olarak belirtme gereği duymuyorum. Bu kilise 12.yy da iki kez yangın görmüş ve daha sonra onarılmış.

İç mimarinin de en güzel örneklerine rastladığım Gent her bir kilisenin içinde ziyaretçilerine başka sürprizler hazırlamış ama biz St Michael Kilisesinin içini, gittiğimiz gün kapalı olduğu için gezemedik. Bu kilisenin akşam ışıklandırması ve nehir üzerindeki yansıması gerçekten çok güzel bir görüntü veriyor. Gent’te konaklayacaksanız akşam saatlerinde civarda olmakta fayda var.

St. Michael Köprüsü

Köprüye gelince… Gent’in en güzel panoramik görüntülerini alabileceğiniz yer diyebilirim. Ne tarafından çekerseniz çekin açılar mükemmel. Yani şehrin en fotojenik noktası diyebiliriz. Hele akşamları etraftaki tüm tarihi noktaların aydınlatılmış halleri ile.

Mimari özelliklerine bakacak olursak, bu köprü aslında ilk inşa edildiğinde düz bir köprüymüş. 20.yy başlarında ise köprüye taş kemerler eklenmiş. Köprünün üstündeki Aziz Michael heykeli ve fener de dikkat çekiyor.

Gravensteen Kalesi

Gelelim Gent’te beni en çok etkileyen yere. Gravensteen Kalesi. Kontların Gent’teki gücünün en büyük sembolü olan bir Ortaçağ Kalesi. Gravensteen kelimesi de zaten Flaman dilinde “Kontların Kalesi” anlamına geliyormuş. Kale Ortaçağda Flanders Kontlarının ikamet etmesi amacıyla kullanılmış. Daha sonra ticaretin gelişmesiyle birlikte gelen özgürlük kontların hükümdarlığını düşürmüş, dolayısıyla bina da hapishane, mahkeme ve daha birçok başka amaçlarla kullanılmış. Günümüzde ise müze olarak kullanılıyor. Müzede Kontların hüküm sürdüğü günlerden kalma bazı giyotin, zırh ve diğer işkence aletleri sergileniyor.

Pavilyon

(jinmadeluxing.com)

Bütün bu tarihi dokunun ve Ortaçağ atmosferinin orta yerinde bir Pavilyon göreceksiniz. Gayet modern mimari ürünü olan bu pavilyon beraberinde tartışmalara da yol açmış. Kimilerinin gayet başarılı bulduğu ve beğendiği bu yapı, benim gibi “şehir planlamacısı” gözüyle değerlendiren insanlar için çok da iç açıcı değil. Mimari tasarımını başarılı bulsam da “kent kimliği”ni göz önünde bulundurduğum zaman bütünü bozan bir yapı. Ama tabi ki ben mesleki kaygı ile değerlendiriyorum. Her türlü fikre de saygım sonsuz.

Etrafında çok sayıda kafe-restoran ve mağazanın olduğu Pavilyon, genellikle şehirde etkinliklerin düzenlendiği bir yer.

Werregarenstraat (Graffiti Sokağı)

Bizim Gent’teki son durağımız olmakla beraber benim en çok hoşuma giden yerlerden biri ise Werregarenstraat yani Graffiti Sokağı. Çok arada derede kalmış dar bir sokak. Bizi de tesadüfen yanımızda bize eşlik eden Kolombiyalı arkadaşımız götürdü buraya.

Graffiti sanatçılarının kendilerini özgürce ifade ettiği bu daracık sokakta kaosun oluşturduğu bir bütünlük hakim. Yani dışardan gördüğünüz şey sanki bir bütünün parçaları ama dikkatle incelediğinizde aslında her biri ayrı telden çalıyor.

Gent’e Nasıl Gidilir?

Ablacım iyi hoş anlatmışsın da nasıl gidicük biz bu memlekete?

Gent’e ulaşım aslıında çok basit. Direk uçuş havalimanı bulunmadığı için yok maalesef ama Brüksel’den yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk sizi Gent’e ulaştıracaktır.

Brüksel’den Flixbus ile ya da trenle gayet kolay ve ucuz şekilde ulaşılabilirsiniz. Eğer uslu bir çocuk olursanız Brüksel’de sadece Şirinleri görmekle kalmaz bir de ucuza araç kiralarsınız. Biz o uslu çocuklardan olduğumuz için çok uygun fiyata Brüksel’den araç kiraladık. Blablacar üzerinden bize katılan misafirlerimiz sayesinde benzin masrafımız da ciddi manada azaldı.

Otobüs ve tren fiyatları ile ilgili yanlış bilgilendirme yapmak istemediğim için bir fiyat belirtmiyorum fakat çok cüzi miktarlar olduğunu söyleyeyim. Bizim araç kiralamaktaki amacımız ise fazla toplu taşıma değiştirmenin araç kirası ve benzin ile toplamda neredeyse aynı paraya gelecek olmasıydı. Biz bu seyahatte 3 kişi olduğumuz ve vaktimiz kısıtlı olduğu için böyle bir yolu tercih ettik. Yani zaten az olan vaktimizi otobüs/tren saatlerine göre değil kendi keyfimize göre harcamak istediğimiz için araç kiraladık. Daha da uyguna gelsin diye Blablacar üzerinden misafirler de aldık ama yediğimiz trafik cezası yüzünden bu pek mümkün olamadı.

Kapatırken Ufak Tavsiyeler…

Öncelikli tavsiyem Gent küçük nasılsa diye Karamürsel sepeti muammelesi yapmayın. Biz yaptık, pişmanız. Evet küçük görünüyor ama hızlıca tur atmak isterseniz bile en az 3 saatiniz buhar olup uçuyor. Brugge ile aynı güne koymak demek toplamda yaklaşık 7 saat ve 30.000’e yakın adım demek.

Hazır Brugge demişken, eğer vaktiniz varsa sakın ikisini aynı güne sıkıştırmayın. Zaman az ise el mahkum ama zamanlamanızı her birinde 1 gün geçirecek şekilde planlamak daha az yorucu olacaktır.

Son olarak araç kiralayacaksanız sakın bizim gibi uyanıklık yapıp “beleş” park yeri aramaya kalkmayın. Yok öyle bir şey. Biz de arabayı hiç otomatı olmayan ve arabaların camlarında park bileti iliştirilmemiş bir sokağa bıraktığımızı sanarak arabanın yanından horon teperek ayrıldık. Geri geldiğimizde kim olduğu belirsiz biri bize 30 (Otuz) Yüro değerinde bir hediye bırakmıştı. Beleşçiliğin faturası bize 30 Yüro olarak kesildi. Meğer park ettiğimiz sokak abonelere aitmiş. O yüzden sokakta otomat ve ön camlarda bilet yokmuş.

Eğer ceza yerseniz de onu ödemek için acele edin. Çünkü ya 30 ya da 60 gün sonra (kaç olduğunu hatırlamıyorum) faiz binmeye başlıyormuş. Ceza makbuzu üzerinde bir IBAN no var. Ceza bedelini oraya nasıl göndereceğimizi bir türlü çözemeyince ödenecek miktar da artmış. Neyse ki aracı kiraladığımız şirket durumu fark edip kredi kartımızdan ücreti çekmiş ve bizi bu yurtdışına para gönderme derdinden kurtarmış.

Benim Gent ile ilgili deneyimlerim bu şekilde. Umuyorum yeniden yollara çıktığımızda Gent’e yolu düşecek birilerine yardımcı olabilmişimdir. Youtube’da videomuz da var. Oraya da bekleriz…

İstikamet Dünya “Gent Gezi Rehberi”

Komşuda Bir Hafta Sonu – Atina Gezi Rehberi yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikGezmeye? Katar’a?
Sonraki İçerikAizanoi: Enlerin ve İlklerin Kenti
Merhaba, ben Ceren Alican. 1991-Adana doğumluyum. Çukurova Üniversitesi mezunu bir Peyzaj Mimarıyım. Kendimi bildim bileli evcimen bir insan olmadım, olamadım. Çünkü evime dönmenin, dönebilecek bir evim olduğunu bilmenin, daha da güzeli istediğim zaman evimden çıkıp dünyanın herhangi bir yerinden hikayelerle geri dönmenin verdiği hazdan bir türlü vazgeçemedim.İnsanın dönebilecek bir evi olmasının ne kadar büyük bir şükür sebebi olduğunu seyahat ettikçe öğrendim. Her zaman merak etmeyi, okumayı ve görmekten asla vazgeçmemeyi bana annem öğretti. Çocukluğum ve ergenliğim yaşıtlarımın o dönem hayal bile etmediği ülkelere ayak basarak geçti. Büyüdüm, okudum, meslek sahibi oldum, İstanbul'a taşındım, evlendim. Fakat annemin bana aşıladığı seyahat etme ve merak ettiği herşeyin peşinden gitme alışkanlığım baki kaldı. Şimdi yine kimsenin gitmeye cesaret etmediği, orada ne var ki diye burun kıvırıp gitmek istemediği yerlere hayat arkadaşımla beraber gidiyorum. Ve inanır mısınız hayatımda gördüğüm en unutulmaz şeyler hep insanların 'orada gezilecek ne var ki' dediği yerlerden çıkıyor...

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz