Gezgin Sohbetleri’nde Konuğumuz Emrah Koçer

1

Gezgin Sohbetleri’nde bu ay konuğum Emrah Koçer (Doğadaki Yabancı). Emrah Koçer, kendi ifadesiyle merkezi havalandırmaya mahkum bir beyaz yakalı… Tabi bir farkla! Kendi ilacını doğada bulmuş, her fırsatta doğanın bir parçası olmak için çabalayan özel bir beyaz yakalı. Aynı zamanda Emrah Koçer, “doğadaki yabancı” ismiyle blogundan ve sosyal medya hesaplarından doğayla ilgili hemen her konuda faydalı içerikler üreten bir blogger.

Emrah Koçer’in, samimi ve açık sözlülükle yaptığı ürün incelemelerinin bir takipçisi olarak söyleyebilirim ki ürettiği içeriklerden çok fazla faydalanıyorum. İncelediği ürün ile ilgili, ne deneyimliyorsa yani ne hata görüyorsa ya da ne ona iyi geliyorsa olduğu gibi aktaran Emrah Koçer, bu konuda önemli bir fark yaratıyor benim gözümde.

Emrah Koçer, aynı zamanda örnek etkinliklere de imza atıyor. “Doğada Temizlik Var!” ve “AtölyeFest” vb. etkinlikler düzenleyerek birçok doğaseverle bir araya geliyor.

Emrah Koçer ‘i, “Doğadaki Yabancı” ismiyle sosyal medya hesaplarından ve blogundan takip etmenizi tavsiye ediyorum. Sizin de çalışmalarından çok fazla yararlanacağınıza eminim. İlgili linkleri röportajın sonunda bulabilirsiniz.

Emrah Koçer ile Yaptığımız Sohbetin Detayları;

Gezgin Gazetesi sayfalarına hoş geldin Emrah. Okuyucularımızın seni daha yakından tanımasını istiyorum. Kendinden biraz bahseder misin? Emrah Koçer kimdir, ne iş yapar, nerede yaşar?

33 yaşında evli ve 5 yaşında bir kız çocuğu babasıyım. 9 yıldır kurumsal organizasyonlar yapan bir seyahat acentasında seyahat danışmanı yani merkezi havalandırmaya mahkum bir beyaz yakalı olarak çalışıyorum. 

İlk buradan başlayalım, doğayla ne zaman tanıştın?

Aslında doğa ile iki adımda tanıştım. İlk adım; çocukluğumda babamın işten gelmesini beklerken annemin piknik sepetini hazırlama telaşıyla başladı. Nerdeyse haftanın 5 günü evimize yakın olan Belgrad ormanına gider, akşam yemeklerimizi doğada yerdik. Hafta sonları ise daha uzun saatler. Bir nevi piknikçi, fakat biz gece çok geç saatlerde dönerdik. Bu yüzden belki de geceye yani doğanın karanlık yüzüne oldukça alışmıştım. İkinci adım yani beni kamp hayatıyla tanıştıran adım; uzun zaman önce genetik bir hastalık olan Behçet üveti olduğumu öğrenmem oldu. Onlarca doktor, yüzlerce test derken tanısını koyduğumuz bu hastalığın bir tedavisi olmadığını öğrendim. İlaçlarla baskılanan bu hastalığı kontrol altında tutmak önemliydi. Doktorun ilaçlardan sonra en önemli çözüm önerisi ise stresten ve doğal olarak şehrin kalabalığından uzaklaşmam oldu. Kurduğum düzeni de terk etmek istemedim. Ben de virgül koyabilirim dedim. Nokta yerine şehir hayatına bir virgül koyarak hafta sonları ve diğer her fırsatta kendimi doğaya attım. 

Bize doğada var olmak ile ilgili ne söylemek istersin. Sende uyandırdığı hisleri özetleyecek olursan doğayla etkileşiminden nasıl bir çıkarım yaparsın?

Yeşil, mavi, huzur, mutluluk, heyecan, sevinç… belki de herkesin hayatı boyunca kendi ruhunda hissetmek istediği kelimelerin toplamı doğa. Yani ruhumuzu onaracak bir yara bandı bana göre.  

Doğada nasıl zaman geçiriyorsun? Neler yapıyorsun? Biraz da buna değinelim.

Uzun yıllar kurumsal firmalarda çalışmanın verdiği bazı alışkanlıklar var ben de. Mesela planlama. Doğaya adım atacağım ana kadar her aşamayı planlamayı seviyorum. Her kamp farklı bir deneyim yaşamayı da. Bu yüzden gerek ekipman gerekse başlıca temel eğitimleri kamp öncesinde alıp, kendimiz hazır hissetmeye çalışıyorum. Tabi doğaya çıktığımda bu planlamalar bitiyor. O an yapmak istediklerimi gerçekleştirmeye çalışırken zamanı ve anı mecburen doğaya bırakıyorum. O karar veriyor neyin eksik neyin fazla olmasına. Çünkü sabah 9 akşam 6 çalışan birinin en büyük sıkıntısı kısıtlı zaman, doğada da…

Doğada başına gelen unutamadığın, ilginç, farklı bir olay yaşadın mı? Paylaşmak ister misin bizimle?

Kampta ayı saldırdı. Çok zor kurtuldum. O an ölü taklidi yapmak mı yoksa kaçmak mı? Zor bir karardı demek isterdim ama hiç böyle bir şey yaşamadım… Maalesef bu konuda çok ilgi çekici, heyecan verici bir hikayem yok. Onlarca ıssız denilen ormanda veya yaylada kamp yaptım ama hiçbir aksilik olmadı. Benim unutamadığım değil ama unutmak istediğim tek şey keneler. Her kamp neredeyse bir kene ile dönüyorum eve. Kan ve ter kokusu diyor uzmanlar ama Şubat soğuğunda bile kene ısırınca biraz daha düşünmek adına cevap vermiyorlar. Bekliyorum, belki keneler küser bana.

Doğadaki Yabancı nasıl ortaya çıktı. Hem blogundan hem de sosyal medya hesaplarından çok faydalı içerikler üretiyorsun. Ürün incelemelerinden, kamp alanlarına, hobi uğraşlarından, doğada ihtiyaç duyulabilecek pratik bilgilere kadar pek çok şey ile ilgili tecrübelerini aktarma fikri nasıl ve ne zaman ortaya çıktı?

Her hafta sonu kampa gidip doğada vakit geçirdiğim için uzun zaman önce iş arkadaşlarım ilk kamplarını yapmak istediklerinde bana geldiler.  Hep beraber kampa gittik. Orman yürüyüşü sırasında bir ağacın üzerinde duran mantarı görüp “bunun adı ney? Yeniyor mu?’’ diye sorduklarında bilmiyorum dedim. Mantarlar zor iş tabi. Sonra gördükleri böcekleri ve farklı gelen her bitkiyi. Benim cevabım ya bilmiyorum ya da emin değilim oluyordu… Sonra aralarından birkaçı sen de bizim kadar yabancısın dediler. Haklılardı da. Eksiğimin çok olduğunu doğaya yabancı olduğumu o gün anladım ve öğrenmeye de o gün başladım. Sadece doğa değil, doğada vaktimi kıymetli kılacak her alanda bilgi toplamak için çabaladım. Öğrendiklerimin sağlamasını yapmak ve bilgi alışverişinde bulunmak için önce instagram sonra bloğum ve yakın zaman önce de Youtube’da doğadaki yabancı adıyla hesaplar açtım. Doğa dipsiz bir kuyu. Öğrenmenin sonu yok. Bu yüzen yaşadığım müddetçe doğadaki yabancı kalacağımdan hatta bu hesapları kızıma miras bıraktığımda aynı yabancılıkla mücadele edeceğinden eminim.

Ürün incelemelerini özellikle takip ediyorum. Yaptığın incelemelerde ürünle ilgili deneyimlerini tüm şeffaflığı ile aktarıyor olman beni bir sonraki incelemeyi takibe sevk ediyor. Ürettiğin içeriğin tüketicisini son derece memnun ediyor olmalı bu durum. Bir şey iyiyse iyidir, kötüyse kötü yaklaşımını önemsiyorum. Tabii açık sözlülüğün sadece olumlu dönüşlere yol açmıyordur diye düşünüyorum. Bugüne kadar aldığın tepkiler ile ilgili ne söylemek istersin?

Sosyal medya hesaplarımdan reklam almıyorum. Yani ‘’benim ürünümü satın alsınlar’’ reklamlarına kapalıyım. Tabi son zamanlarda ‘’öğrenci kumbarası’’ adına bazı reklam iş birlikleri yapıyorum. Bu iş birlikleri deneyim notları gibi gözüken kandırmacalar değil. Daha özetle öneri değil sadece tavsiye.  Tüm gelirini öğrencilere bağışladığım ürünü gösteren/işaret eden iş birlikleri.

Geçmişte dene-yanıl yöntemi ile onlarca liramı hiç işime yaramayacak ya da o değeri hak etmeyecek reklam ürünlerine harcamış biri olarak ürün incelemeleri en hassas çizgim. Artıları ve eksileri. Tabi bunları anlatırken uzun uzun hatta bazen sıkıcı gelecek şekilde bana göre diye başlayan açıklamalarla belirtiyorum. Evet olumlu çok dönüş alsam da firmaların veya firmaların iş birliği içinde olduğu kişilerin büyük tepkisini çekiyorum. Daha önce bir firmanın ürünü hakkında kendi satış sayfasında bile belirtmeyip sakladığı (yani sadece satın aldıktan sonra sürpriz olacak) birçok (bana göre eksi) özelliğini anlattığım için yasal süreç başlatacaklarını ilettiler. Tabi bu firmanın arkası biraz kuvvetli. Sosyal medyada durumu saklı bir şekilde anlattığım hikâye paylaşımı sonrası 50-60’dan fazla avukat arkadaş bu süreçte gönüllü olarak davayı üstleneceğini iletti. Doğru yolda olduğumu, benim de bu doğruluk sayesinde farkında olmadan dost biriktirdiğimi gösterdi bu durum bana.

Instagram hesabında bir kavramla tanıtıyorsun kendini. Modern Bushcraft.  Ne demek, biraz açar mısın?

Beni kamp hayatı ile tanıştıran ilk araştırmalarımın meyvesi Bushcraft’tır. Yeni Zelanda, İngiltere gibi ülkelerde geçmişi olan, doğada bulunan doğal malzemeler ile konforlu yaşama, hayatı idame sanatı. Yani masanı, sandalyeni, çaydanlık askını vs. gibi onlarca farklı deneyimi barındırdığı gibi yön bulma, düğüm teknikleri, yenilebilir bitkiler vs. gibi onlarca farklı bilginin de kaynağı. Uzun zaman bu felsefe ile kamp hayatıma yön verirken, eşimle ve kızımla yaptığım kamplarda sıkıntılar yaşadım. Onlar biraz daha konforcuydu ve güvenilirlik bekliyordu. Tabi ara yolu bulmak adına ekipman tercihlerimizde hem bushcraft hem de modern hayatın sunduğu ekipmanları almaya başladım. Tabi geçmişin bilgisi ve geleceğin teknolojisini bir araya getirdiğim kamplar modern Bushcarft’ı doğurdu. Detaylı bir konu evet ama basit bir örnekle daha sadeleşebilir. Bushcraft’ta pusula veya gölge tekniği ile yön bulma bilgisi var. Fakat günümüzde bu işlemi kolumuzdaki saatler yapabiliyor. Hatta TracBack denen bir sistemle bize yön gösterip başladığımız noktaya geri getirebiliyor. Bu saati kullanmak ama pil bitmesi vb. duruma karşı Bushcraft’ın yön bulma tekniklerini bilmek. İşte bu ikisi birleşince risk en aza iniyor, vakitten ve efordan büyük kazanç sağlanırken güvenilirlik daha yüksek oluyor. Adına da modern bushcraft dememin nedeni bu örnek gibileri.

Doğaya çıkmakla ilgili endişeleri olan, çekinen insanlara neler söylemek istersin? Ayrıca doğada kamp yapacaklara tavsiyelerini öğrenmek istesek?

İlk deneyim çok önemlidir. Doğada hiç vakit geçirmemiş birisi sessiz orman karanlığından korkup vazgeçebilir ya da evi doğa olan diğer canlılardan. Bu yüzden ilk deneyimlere şehirlere daha yakın olan veya güvenliği yüksek ücretli kamp alanlarında olmalı. Belirli bir süre sonra doğal reflekslerle kendini doğanın parçası hissedecek farklı hobilerin başlangıcı ve şehir hayatına virgülün devamı sıkça gelecek.

Son olarak Doğadaki Yabancı belirli dönemlerde düzenlediği kamplar ve etkinliklerle de kendinden söz ettiriyor. Önümüzdeki dönemde planladığın yeni etkinlikler var mı?

Aslında her ne kadar insanlardan uzaklaşmak, stresten uzak durmak için kamp hayatını seçmiş olsam da aynı düşünceye sahip insanları bir arada görmekten oldukça memnun oluyorum. Tabi benim bir amacım var bu toplu kamplarımda. Yılda iki tane toplu kamp düzenliyorum. Birincisi geçen seneden sonra Türkiye’nin birçok ilinde eş zamanlı gerçekleştirdiğim ‘’Doğada Temizlik Var!’’ çağrılı kamp. Amacı, elimden geldikçe bu yeşil bayrağı geleceğe daha temiz bırakmak için örnek olacak insanları bir araya getirmek. Diğer kamp ise ‘’AtölyeFest’’ adıyla gerçekleştirdiğim atölye kampları. Bu kamplarda kamp ve doğa hayatına dair ahşap oymacılığı, yenilebilir bitkiler ve mantarlar, temel kampçılık, deri işleme, hayatı idame gibi onlarca farklı alanda atölyeler ile insanlara bilgi ve deneyim kazandırmanın yeni hobi edinmelerine yardımcı olmak. Tüm kamplar gider paylaşımlı. Yani bir kâr amacı gütmüyorum. Korona sebebiyle maalesef net bir tarih henüz veremiyorum. 

Doğadaki Yabancı bloguna buradan ulaşabilirsiniz…

Doğadaki Yabancı Sosyal Medya Hesapları:

Sevil Mert ile yaptığımız röportajı okumak için tıklayın

Önceki İçerikGönülçelen Ohrid
Sonraki İçerikRönesans’ın ve Sanatın Mücevheri Floransa
Eskişehir doğumluyum. Bursa’da yaşıyorum... Bir memur ailenin 3 çocuğundan biriyim... Çok küçük yaşlardan itibaren babamla yaptığımız kampların etkisiyle doğa hayatımın bir parçası oldu... Üniversite yıllarım, sosyal etkinliklerin, topluluk faaliyetlerinin hayatımı sarmaladığı yıllardı. “Acaba ileride ne var” sorusunu sormak için uzun bir süre beklemem gerekti... Bir gün hayatımın rutin akışı bozuldu ve ben bu soruyu sordum... O günden beri ileride ne var sorusunun kaptanlığında uzak yakın demeden yollara düşüyorum... Antik Kentler özel ilgi alanım... Tarihi çorba etmeyi, kentleri didik didik etmeyi, doğada kaybolmayı ve insanların hikayelerini uzun uzun dinlemeyi seviyorum ... Şimdi Gezgin Gazetesi sayesinde birçok insanla buluşuyor, birlikte keşfetmenin keyfini yaşıyorum. Yazılarda görüşmek üzere...

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz