Gezgin Sohbetleri’nde Konuğumuz Sevil Mert

2

Gezgin Sohbetleri’nde konuğum Sevil Mert (Çok Okuyan Çok Gezen). Sevil Mert uzun yıllardır yollarda. Altmıştan fazla ülkeye pek çok seyahat gerçekleştirdi. Tek başına seyahat eden bir gezgin olarak, güzel enerjisi ve yollara olan tutkusu ile harika bir ilham kaynağı.

Sevil Mert, seyahat tutkusunun yanında uzun yıllardır yaptığı seyahatler ile ilgili içerikler üretiyor. Benim için bloguna başvurmadan, gideceğim yerlerle ilgili tüyolarını okumadan yola çıkmadığım özel bir gezgin. Türkiye’nin bu anlamda en başarılı ve en köklü seyahat bloglarından birinin sahibi. Sevil’in sosyal medya hesaplarını ve blogunu takip etmenizi öneriyorum. Sevil Mert ‘in blog ve sosyal medya hesaplarına röportajın sonuna ekleyeceğim linklerden ulaşabilirsiniz.

Sevil Mert ile yaptığım röportajda hikayesini, yolları, blogunu ve tavsiyelerini konuştuk. Keyifli okumalar…

Öncelikle Gezgin Gazetesi sayfalarına hoş geldin Sevil. Okuyucularımızın seni daha yakından tanımasını istiyorum. Kendinden biraz bahseder misin? Sevil Mert kimdir, neler yapar?

Gezgin Gazetesi okuyucularına selamlar. Ben Sevil, 1980 Burdur doğumluyum. Üniversite için İstanbul’a gelip kalanlardanım. Üniversite yıllarında çalışma hayatına atıldım. Bankacılık, sigortacılık, internet gibi farklı sektörlerde 19 yıl pazarlama alanında çalıştıktan sonra 2 yıl önce kurumsal hayatıma bir nokta koydum. 2008 yılından bu yana yazdığım, Türkiye’nin en çok okunan seyahat bloglarından biri olan cokokuyancokgezen.com benim yeni kariyerim oldu. Seyahat ediyor, deneyimlerimi paylaşıyor, seyahat yazarlığı yapıyorum. Bugüne kadar 60’tan fazla ülkede bulundum, korona izin verirse seyahat etmeye ve seyahat yazarlığı yapmaya devam edeceğim. 

Seyahatlerinle ilgili ne söylemek istersin. Bu tutku nasıl başladı. Aslında senin deyiminle seyahat virüsü kanına nasıl ve ne zaman girdi. 

Evet, seyahat etmek bende bir hastalık. Seyahat virüsüne kapıldığımı daha bir seyahatten dönmeden yenisini planlamaya başladığımda anladım. Yaklaşık 10 sene önceydi. Ondan sonra da bütün hayatımı daha fazla seyahat edebilecek şekilde planlamaya başladım. Harcamalarımı en aza indirip bütün paramı seyahate harcamaya başladım. Hayatımı gittikçe daha fazla basitleştirdim ve sonunda da kurumsal kariyerimi bu yolda bıraktım. 

Seyahat senin için ne ifade ediyor? 

Seyahat benim için o kadar çok şey ifade ediyor ki, hangisinden başlasam…

Seyahat etmek bir yaşam biçimi benim için, yollarda olmadığım zaman genellikle mutsuz ve sessiz, yollardayken ise tam bir enerji deposu oluyorum. Özgürlük, yeni dünyaları keşfetmek, yeni lezzetleri tatmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni kültürler, doğanın binbir yüzüyle karşılaşmak. Çok isterdim Evliya Çelebi’nin yaveri olup henüz kimsenin gitmediği yerlere gidip onları kaleme almayı. Seyahat etmek, geçmişle bugün arasında köprü kurmanızı, doğu ile batı, modern ile geleneksel arasındaki bağlantıları anlamanızı sağlıyor. Beni en mutlu eden kısmı sanırım daha önce hiç uyanmadığım bir yerde uyanıp orayı adım adım keşfetmek. Dedim ya, bana çok şey ifade ediyor, yazdıkça yazabilirim, o yüzden burada bırakayım. 

Kurumsal hayattan ayrılarak tutkunu olduğun yolları hayatının merkezine aldın. İyi ki de bunu yaptın ve seyahatlerini bizimle paylaşıyorsun. İşinden ayrılma serüveninden biraz bahseder misin? Nasıl bir plan yaptın, nasıl zorluklarla karşılaştın ya da neler sen bu kararı almandan itibaren çorap söküğü gibi çözülüverdi… Böyle bir tercihi değerlendiren okuyucularımıza verebileceğin tavsiyeler nelerdir.

Aslında işimden ayrılma hikayem epey uzun. Yıllarca (5 yıl kadar) işi bırakıp yollara düşeceğimi söyledim durdum. Hatta Sigortam.net’teki işimden ayrılırken de amacım oydu ama karşıma iyi bir iş fırsatı çıkınca Hürriyet grubunda 1 yıl daha kurumsal dünyada kaldım. Ben 80’ler çocuğuyum, şimdiki gençler gibi kolayca maceraya atılamıyorum. Kurumsal hayatı bırakma kararı verdikten sonra o son adımı atana kadar, hayatımı basitleştirdim, para biriktirdim, yatırım yaptım, yani işten ayrılınca kendimi garanti alacak bir ortam yarattım. Blogumu zaten yıllardır yazıyordum, o da benim en güçlü dayanağım oldu. Bir türlü adım atamazken Facebook bana 5 yıl önceki bir mesajımı hatırlattı, mesajda işten ayrıldığımı ve dünyayı gezmeye başlayacağımı yazmışım, herkes de inanmış, ancak bu bir 1 Nisan şakasıydı. Bu hatırlatmadan 1 hafta sonra istifamı vermiş, 20 gün sonra işten ayrılmıştım. Onca zaman plan yapmamın bir anlamı olmadığını, doğru zaman geldiğinde bir an karar vermenin çok kolay olduğunu anlamış oldum böylece. 

İstifadan sonra beni en çok zorlayan şey belirsizlikti. 19 yıl boyunca her sabah gittiğiniz bir işiniz olunca, bundan sonra ne yapacağım, nasıl para kazanacağım, gibi bir sürü belirsizlik önünüze çıkıyor. Ben işten ayrıldıktan birkaç ay sonra, o sırada Ermenistan’da geziyordum, bir günde dolar 4,7’ten 7 küsura çıkmıştı. Ben ne yaptım? diye sorgulamadan edememiştim. Ama şimdi korona yüzünden turizm, seyahat tamamen durdu, çok sakinim, zamanla bu kriz durumlarına alıştım sanırım. 

Tavsiye kısmına gelecek olursak; gezmek için işten ayrılmanıza gerek yok. Ben 50 kadar ülkeyi çalışırken gezdim. Yıllık izinler, bayram tatilleri, bulduğum her fırsatta seyahat ediyordum. Eğer benim gibi seyahat virüsü bütün vücudunuzu sardıysa, çalışırken de gezmek mümkün. Ancak artık yetmediği noktada A-B-C planlarınızı hazırlayıp seyahat etmeyi hayatınızın merkezine alabilirsiniz. 

Pek çok ülkede gezme ve farklı kültürle tanışma fırsatın oldu. Bu seyahatlerinin toplamı için iki ucu sormak istiyorum. Öncelikle diğer seyahatlerinden farklı olarak seni etkileyen ve tekrar tekrar gitmek istediğin bir yer var mı? İkinci olarak aklında olumsuz kalan ve keşke gitmeseydim dediğin bir yer var mı?

Tekrar tekrar gitmek istediğim çok yer var, olmaz mı? Hatta gittiğim her yeri sayabilirim. İlla ki birkaç yer ismi vermem gerekirse, Moğolistan, Güney Afrika, Meksika, Peru, İzlanda, İran gitmekten sıkılmayacağım yerler olurdu. 

Keşke gitmeseydim dediğim bir yer hiç olmadı. Belki tekrar gitmem dediğim yerler olabilir ama inan ona bile örnek bulamıyorum şu an. Gittiğim her yerden çok keyif aldım. 

Eminim yüzlerce ilginç yol hikayen vardır ancak başından geçen bir olayı anlatmanı istesem bize ne anlatırdın? 

Çok hikaye var ama benim en sevdiklerimden biri; Güney Afrika’da Plettenberg diye bir şehirde geçiyor. Şehir bir avuç kadar, yemek için açık mutfakların olduğu bir yer var. Sen içkini götürüyorsun, oradan yemeğini sipariş edip ortak alandaki masalarda yiyorsun. Tek başımayım, marketten Güney Afrika’nın güzelim şaraplarından alıp siparişimi vermişim. Beklerken şarabımı açmışım. Yemek gelince, sakarlık bende, şarap şişesine çarpıyorum, devriliyor ve neredeyse tüm şarabım dökülüyor. Yan masada yaşlı bir çift var. Bu hengameyi görünce “bize katıl, yeterince şarabımız var” diyorlar. Benim de arayıp bulamadığım zaten, birileriyle sohbet edeyim.

Yaşlı çiftimizin beyi Hollandalı, hanımı ise Afrikan denilen oraya sömürge zamanı yerleşmiş olan Danimarkalılardan. Nereden geldiğimi soruyorlar, Türkiye deyince Hollandalı beyin gözleri doluyor. Yıllarca Türkiye’de Devlet Demir Yolları’na danışmanlık yapmış. Türkiye’de demiryolunun gittiği hemen her şehre gitmiş. İşin komiği, ben Burdurluyum, Türkiye’de yaşayan çoğu insan Burdur’un haritadaki yerini bilmez (şimdilerde Salda Gölü sayesinde öğrendiler ama o yıllarda hiç bilmiyorlardı), bizim Hollandalı Burdur Şiş’in tadını bile biliyor. Bütün gece Türkiye hakkında sohbet ettik. Dünyanın bir ucunda (gerçek anlamda ucu) tesadüfen Burdur Şiş konuşabileceğim biriyle karşılaşmak çok keyifliydi. 

Korona süreci bittiğinde yapacağın, planlanmış seyahatlerin var mı? Süreç bittiğinde Sevil’i ilk hangi ülkede göreceğiz.

Ah ahhhh… Mazi kalbimde bir yara… Korona süreci başladığında Malezya’da idim. Malezya seyahatimi yarım bırakıp döndüm. Mayıs’ta Amsterdam, Haziran’da Bükreş biletlerim vardı. Bu yıl için artık yurt dışı planı yapmıyorum, yıl sonuna kadar seyahat etmek normale dönmeyecek bana göre. Bu yıl eğer seyahat engelleri kalkarsa Türkiye içinde bol bol seyahat görünüyor bana. Hatta büyük bir Türkiye turu atarım belki, kim bilir? 

Türkiye’nin en başarılı ve en köklü bloglarından birini yürütüyorsun. Blog yazmaya nasıl ve ne zaman başladın? Blog yazarlığına yeni başlayanlara ya da başlamak isteyenlere tavsiyelerin nelerdir. 

Çok teşekkür ederim. Blog yazmaya 2008’de başladım. O zamanlar bir elin parmakları kadar seyahat blogu vardı Türkiye’de. Blog yazmaya başlamamın iki sebebi vardı: birincisi, insanlar seyahatlerim ile ilgili sorular soruyor, ben de onlara uzun uzun cevaplar veriyordum, bu konuda bir ihtiyaç var diye düşünerek yazmaya başladım. İkincisi ise, çok kötü bir hafızam var, gittiğim yerlerdeki detayları hatırlayamıyorum. Bir kayıt tutmak istedim. Blog yazmaya başladığımda blogumun hayatımda bu kadar önem kazanacağından habersizdim. 

Blog yazmanın en zor yanı süreklilik sağlamak. Bir heves başlarsın, 3-5 yazı yazarsın ama sonra devam etmezsin. Blog yazmak, artık sadece deneyimlerini paylaşmak demek değil maalesef. Pek çok teknik konuya da hakimiyet gerekiyor, SEO neymiş, wordpress, hosting, sosyal medya yönetimi gibi bir sürü şeye hakim olmazsanız blogunuz kimseye ulaşamadan tarihin tozlu raflarında yer alır. 

Yoldayken sürekli içerik üretiyor olmak zor değil mi? Bu tempoyla nasıl baş ediyorsun?

Tabii ki zor. Hem seyahat et hem fotoğraf ve video çek hem yazı yaz, bunlar başlı başına iş. Üstelik artık her mecra için ayrı içerik üretmek gerekiyor. Instagram için dikey fotoğraf ve video, blog için yatay fotoğraf, youtube için yatay video. Bir de bunların içeriğe dönüşmesi ve paylaşılması var. Tam bir ömür törpüsü. Ben buna şöyle bir çözüm buldum. Kısa süreli seyahatlerimde blog yazısı, dergi yazısı, youtube videosu gibi işlerimi seyahatten dönünce düzenliyorum. Uzun süreli seyahatlerimde ise, birkaç gün çalışma arası veriyorum. Internet bağlantısı iyi olan, uygun fiyata kalabileceğim bir yer bulunca orada birkaç gün işlerimi tamamlayıp yoluma devam ediyorum. Bu aralar genelde haftada bir veya 10 günde bir oluyor. 

Son olarak özellikle son dönemde sosyal medyanın da etkisiyle seyahat etmek isteyenlerin sayısı önemli ölçüde arttı. Pek çok insan artık yola çıkmak ve çok daha fazla seyahat etmek istiyor. Yola çıkmakla ilgili çekinceleri olanların sayısı da bir hayli fazla. Yola çıkmak isteyen okuyucularımıza tavsiyelerin nelerdir?

Seyahat etme, yola çıkma meselesinin fazla büyütülmesine gerek yok. Atalarımız sürekli göçebe yaşıyorlardı, bu zaten bizim genlerimizde var. İlk adım her zaman zordur, ondan sonrası ise çorap söküğü gibi gelir. 

Maddi konuda endişesi olanlar ise önce kendi şehirlerini gezmeye başlasınlar. İstanbul’da sadece otobüs parası ve bir Müzekart ile gezebileceğiniz yüzlerce müze, semt var. Sadece İstanbul değil, ülkemizde her şehrin keşfedilmeyi bekleyen tarihi ve doğal çok sayıda güzelliği var. Büyük bir medeniyetin üstünde oturuyoruz. Bunun kıymetini bilelim. 

Zaten seyahat etmeye başlayınca kendi şehrin, kendi ülken yetmemeye başlayacak. Ondan sonrası için tavsiyelerim: Gürcistan, vizesiz ve pasaportsuz, haftalarca gezebileceğiniz, fiyatlar açısından da uygun bir ülke. İran, sadece pasaportunuzla gidebileceğiniz, hala çok ucuz, sıcak kanlı insanları ve muhteşem Fars medeniyeti ile mutlaka görülmeli, Ukrayna, yine pasaport ve vizesiz gidilebilecek ülkelerden hem ekonomik hem de Slav ve Avrupa kültürünü bir arada görebileceğiniz bir ülke. Bu listeyi uzatabilirim, en yakın ve en uygun olanlardan başlayayım dedim. 

Mesajı özetlemek gerekirse; önce kapının eşiğini geçin, arkası gelecektir. 

Çok Okuyan Çok Gezen bloguna buradan ulaşabilirsiniz…

Çok Okuyan Çok Gezen Sosyal Medya Hesapları:

Elif Öztürk ile yaptığımız röportajı okumak için tıklayın

Önceki İçerikAizanoi: Enlerin ve İlklerin Kenti
Sonraki İçerikKendinizi Belgeselde Hissetmek İçin: Masai Mara
Eskişehir doğumluyum. Bursa’da yaşıyorum... Bir memur ailenin 3 çocuğundan biriyim... Çok küçük yaşlardan itibaren babamla yaptığımız kampların etkisiyle doğa hayatımın bir parçası oldu... Üniversite yıllarım, sosyal etkinliklerin, topluluk faaliyetlerinin hayatımı sarmaladığı yıllardı. “Acaba ileride ne var” sorusunu sormak için uzun bir süre beklemem gerekti... Bir gün hayatımın rutin akışı bozuldu ve ben bu soruyu sordum... O günden beri ileride ne var sorusunun kaptanlığında uzak yakın demeden yollara düşüyorum... Antik Kentler özel ilgi alanım... Tarihi çorba etmeyi, kentleri didik didik etmeyi, doğada kaybolmayı ve insanların hikayelerini uzun uzun dinlemeyi seviyorum ... Şimdi Gezgin Gazetesi sayesinde birçok insanla buluşuyor, birlikte keşfetmenin keyfini yaşıyorum. Yazılarda görüşmek üzere...

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz