Gezmeye? Katar’a?

0

Günlerdir karantina günlerinde bir gezi mecrasına ne yazmalıyım diye düşünüyorum. Dünya kahvelerinden mi bahsetsem, hazır dünya mutfağına sarmışken tarif mi versem, yoksa önce kendimi mi tanıtsam; derken en kötü seyahat deneyimimi yazmaya karar verdim. Hem belki halimize şükrederiz de bir faydam dokunmuş olur.

Önemli ve birlikte cevabını arayacağımız bir soruyla bu yolculuğa başlayalım;

Katar Size Ne Katar?

2016 başında, iş nedeniyle ben ve eşim Ender -o zamanki sevgilim- Dubai’deydik. Tam da onun doğum günü yaklaşmışken, ben de Dubai’ye yakın bir yerlere gidelim, ona da hediye olsun diye düşündüm. Meğer asıl amacım, evlenmeden adamı sınamakmış, bunu daha sonra öğrenecektik.

Cem Yılmaz Şovuna Mı Düştük?

Hamad Uluslararası Havaalanı

Katar havaalanına indik. Büyük, güzel, havalı ve bir sürü aktarmanın yapıldığı bir havaalanı. Taksiye bindik, otelin adresini gösterdik ve adam oteli görür görmez “Evet evet biliyorum” diyerek gaza bastı. Geldik diye bizi indirdiği yer, sanayi mahallesinin ortası. Otel fena görünmüyor, ama fotoğraflardaki gibi değil, bizimki 4 yıldızlı bir otel, fotoğraflarda önünde Lamborgini park etmiş, bir tık lüks açıkçası. Bir de buranın karşısında araba tamircileri falan var. Neyse herhalde başka bir kapı falan diyerek içeri girdik; çünkü adam kendinden aşırı emin. Otelin lobisi Habibilerle dolu, tek kadın benim, kalabalık bir erkek grubu gelmiş. Uzunca bir süre sıra bekleyip resepsiyona ulaştığımızda, görevli bizi bir türlü bulamadı. Sonra ben tekrar ve ısrarla rezervasyonumuzu gösterince, yüzünde bir aydınlanma oldu ve gülümseyerek “Siz Saffir Otel’e gidecektiniz, Saphayır Otel’e gelmişsiniz.” dedi. Bu arada ben okunuşuyla yazıyorum; ama aralarında bir harf fark var. Peki taksi bulalım dedik, bizim çalıştığımız bir şoför var o götürsün dediler, resmi olmayan korsan taksicimiz geldi. Oteli gösterdik, fiyatta anlaştık “Ya tabii ki biliyorum” dedi. 20 dakika sonra, sahile yakın bir lokasyonda, terk edilmiş bir binanın önündeydik ve adam bizim valizlerimizi indirmeye çalışıyordu.

Şöyle söyleyeyim, fotoğraflarda gördüğümüz kadarıyla bizim otelin dış cephesi komple cam, gittiğimiz yer gri ve kahverengi duvarları, küçük pencereleri olan oldukça da eski bir yer. İçinde işgalciler yaşıyor olsa şaşırmayacağız. Haliyle, “Sen bizle dalga mı geçiyorsun” dedik, arkamızda bir taksici vardı, adamdan ona sormasını rica ettik, baktık anlaşamıyor, gidip biz anlaştık. Adam dedi ki, “Siz Saffir Otel’e gidecektiniz, burası Safire Otel.” Yani şu an Cem Yılmaz’dan bir kesit çalmışım gibi duyulduğunu biliyorum; ama inanın yaşandı bu. Bizim şoför adresi anlamadı, adamın telefonunu alıp maps’e adresi girdik, yolu tarif ettik ve bizi götürdü. Sonra elbette anlaştığımızın 3 katı para istedi, biz de vermedik. Havaalanından otelimize varışımız toplam 3,5 saat sürdüğü için bir an önce bir şeyler yiyip duş almak ve yatmak istedik.

Attention! Attention!

Dubai’deki yoğun günlerin üzerine Katar’a bir türlü varamayışımızın ardından, toplam 12 saat uyumuş, yorgunluk atmıştık. Sabah yatakta maillerimi cevaplıyor, Ender’in uyanmasını bekliyordum. Birden hoparlörlerden bir ses duyuldu: “Dikkat dikkat! Bu bir yangın alarmıdır, lütfen acilen odalarınızı terk ediniz!” Ender’i uyandırdım, sakince “Çocuğun biri basmıştır, yanlış alarmdır ya, bekleyelim” dedi. Mantıklı buldum, 2 dakika geçmedi aynı alarm kesintisiz bir şekilde verilmeye başlandı. Ben Dubai’den aldığımız bilgisayarı nereye koyduk diye dolanırken, nasıl olduğunu anlamadığım bir 30 saniye içinde Ender giyinmiş, elektronik aletleri, pasaportları, paramızı falan çantaya doldurmuş, montunu eline almış ve güneş gözlüğünü takmış, bana “Hadi” diyordu. Sanırım, askerliğin erkekler üzerinde böyle olumlu yanları da var. Ben de ne olacaksa olsun diyerek, omzumda kıyafetlerim, iki çantamı da çapraz takmış ve elimde sütyenimi sallayarak otelin koridorlarında koşmaya başladım. Tam merdivene doğru yönelmiştim ki, çarşaflı bir kadın ve fesli eşine bodozlama çarptım. Besmele çekerek kafalarını çevirdiler, sanırım yangından daha kötü bir tecrübeydim onlar için. Sonunda öğrendik ki, sigara içilmeyen odada sigara içmiş biri, ondanmış bu tantana.

İslam Sanatları Müzesi

Katar başlangıcımız kötü olsa da görülecek çok yer vardı. Pes etmeyecektik. Dünyanın en büyük İslam Sanatları Müzesi Doha’da bir kere, lokasyonu ve mimarisi muhteşem. Hatta Louvre müzesinin de mimarı tarafından tasarlanmış dünyaca ünlü bir yapı. Plan belli, çıkıp kordonda güzel bir kahvaltı ve yürüyüş yaparız. Müze zaten deniz kenarında, oraya da yürüyerek gideriz. Kordona baktık, 2km uzağımızda falan görünüyor. Seyahatlerde günde 15-20 km yürüyen insanlarız, bize koyar mı dedik ve çıktık yola. Koydu. Şöyle ki, Katar’ın girişine o dönem “under construction” yazsalarmış ve insanları almasalarmış keşke. Yolların çoğunda kaldırım yok. Metro zaten yok, tek ulaşım aracı taksi. Kenardan kenardan gitmeye çalışsan, her yer inşaat, toz toprak içinde kalıyorsun. Harita bizi bir hastaneye soktu, hastane bahçesinden uzunca yürüdük, oradan öbür tarafa çıkışımızın tek yolu duvara tırmanıp demirlerden atlamakmış. Sabah sabah maceralar yaşadıktan sonra sahile 100 metre kalmışken bir de polis durdurdu ve neden yürüyoruz diye sordu. Asıl siz neden yürümüyorsunuz? Yolu yapmışsınız, kaldırımı da yapsanıza. Bizim de çok sorumuz vardı; ama sakince anlaşıp yolumuza devam ettik. Kordona sonunda çıktık.

Ben İzmirliyim, kordon varsa mekan da vardır diye düşünmüştüm otomatik olarak. Bir de bu gezi benim hediyem ya, programı ben yapıyorum ve çok hakim gibi davranıyorum konuya, ama sonuç hastane duvarlarında Indiana Jones’culuk. Neyse, şu an belki mekan açılmıştır artık, o zaman yoktu. Yaklaşık 2 saat aç aç yürüyüp Souq Waqif’a gittik. Burayı mutlaka görmüşsünüzdür, Doha’da gidecek belli başlı yerler var, burası da en otantik olanı ve Eminönü’ne benzeyeni. Neyse, orada biraz dolanıp iyi bir yemek yiyip müzeye nasıl gidebileceğimizi sorduk. Taksi dışında bir çözüm olmadığını söyledikleri için mecburen taksi tuttuk; ama bu sefer resmi olanından. Dersimizi aldığımız için, adama binerken müzenin adını, fotoğrafını ve haritadaki yerini gösterdik. Tam deniz kenarında, müthiş bir lokasyon. Elbette bildiğini söyledi ve sokak arasında ücra bir yere götürüp, bir apartman göstererek “İşte burası” dedi. Günlük taksici dozumuzu da alarak indik ve gerekirse duvardan atlar, yine de yürürüz dedik. Yürüdük, müze ve özellikle cafesi cidden güzeldi.  

İslam Sanatları Müzesi

Katar’ın İncisi?

Bir sonraki gün, rotamızda yine en ünlü yerlerden The Pearl vardı. Tamamen yapay bir ada. Eskiden inci dalgıçlığı için kullanılan bu bölümü, Katar’da ki lüks hayatın bir show off’u olarak tasarlamışlar. Elbette yine uzun bir taksi yolculuğu bizi bekliyordu. Taksiye bindik, adamın taksimetreyi açmadığını fark ettik, uyardık ve sorun olmadığını zaten hep aynı tuttuğunu söyledi. Bu arada tüm taksilerde polisin numarası falan da var herhangi bir dolandırıcılığa karşın. Pearl’e yaklaşınca, adam başta söylediği fiyatın 2 katını istemeye başladı. Geldiğimiz kilometreye göre camda yazan fiyat bilgileriyle hesapladık, ilk söylediğinden bile düşük çıkıyordu. Sinirlenip bize “O zaman polis çağırın” demeye başlayınca, arabayı durdurmasını istedik. Tam anayoldayız, yolun diğer tarafına geçmemiz gerekiyor, orası da ters yön. Adama doğru tutarı, resmen Zeki Müren’in “Hain düşman al sana bomba” atışı gibi atarak kaçtık.

Sonunda, The Pearl’de çoğu mekanın kapalı olmasına rağmen, cidden güzel bir mekan bulmuş ve şahane bir kahvaltı yapmıştık. Boş yapay adada Ocak ortasında güneşin tadını çıkardık ve gitme vakti geldi. Peki nereye? Yılmıyordum; sıra, Modern Sanat Müzesi’ndeydi.

Şaşılacak bir şekilde, taksici krizi yaşamadan, sadece birtakım garip inşaatların ve askeri korumaların arasından geçerek, müzeye vardık. Eserler başarılı, müze çeşitliliğiyle etkileyiciydi. Küratörler iyi iş çıkarmış. “İyi ki gelmişiz buraya” derken, yaklaşık 3 saat sonra dönmeye karar verdik. Web sitesinde saat başı dönüş için servis olduğu yazıyordu. Görevliye sonraki servisin ne zaman olduğunu sorduk, sakince “Bugün aksilik oldu, servisler iptal” dedi. Of yine mi taksiye bineceğiz derken, durağı aradı ve son taksinin az önce yola çıktığını, taksi de olmadığını öğrendik. Müzenin dışında, biri yaşça büyük biri genç iki İtalyan son taksiyi bekliyordu. Onlara nereye gittiklerini sorduk ve sağolsunlar, bizi istediğimiz yere bırakmayı teklif ettiler. Onların güzergahında olduğu için, uygun bir AVM’de inmeyi önerdik.

Varlık İçinde Yokluk

Souq Waqif

Katar ’da gezilecek yerlerin çoğu avm. En azından biz gittiğimizde, Souq Waqif yakınlarında değilseniz, yemek yemek için illa ki avm’ye gitmek gerekiyordu. Gezilecek yerler listelerinde çıkan bir avm’ye bizi bıraktılar. Sözde Venedik konseptli, ama cidden ortadan su geçiyor, avm’nin tavanını da gökyüzü gibi boyamışlar o kadar. Tam bir hayaller&hayatlar capsi adeta. Çok şanslı olduğumuz için müzenin yemekleri övülen cafesi de kapalıydı ve sanat karnımızı doyurmaya yetmemişti, acilen food court’a koştuk. Tam oturacaktık ki, dolar bozdurmamız gerektiğini fark ettik. Döviz bürosuna gittik ve bize elimizdeki doların basım yılı nedeniyle bozamayacağını, bankayı denememizi önerdi. Banka bizi şeytan görmüş gibi karşıladı ve belki bir restoranın kabul edeceğini söyledi. Tek tek tüm restoranları gezdik, herkes şok içinde bakıyordu. Bu arada elimizdeki dolarlar sahte değil, basım yılı 2007 falan olabilir; çok hatırlamıyorum, ama gidecek olanlar buna mutlaka baksın. Ne kadar paranız olursa olsun, beş kuruşsuz kalıyorsunuz.

Sanıyorum o gün, kredi kartının icat olduğuna en sevindiğimiz gün olabilir. Yemeği yedikten sonra doğruca otele gidip otelde parayı bozdurmayı denedik. Olmayınca, kredi kartından çekip komisyon alarak bize nakit verin dedik, hiçbiri olmadı. En son o tarihli olmayan bir 50 dolar bulup bozdurduk ve kalan 3 günümüzde, sadece taksi için nakit kullandık.

Bu Gidişin Dönüşü Olacak Mı?

Katara Kültür Köyü

Ertesi gün, gerçekten güzel bir planımız vardı. Katara Cultural Village’a gidip zaman geçirecek ve akşam yine orada Katar Senfoni Orkestrası’nın konserine katılacaktık. Bileti çok önceden almıştık. Burası, Katar’da gittiğimiz en güzel yerdi diyebilirim. Küçük küçük enteresan bir sürü müzeye ücretsiz giriş vardı. Pul koleksiyonlarından çıkıp sanat galerilerine girerek cidden çok iyi zaman geçirdik. Nefis manzaralı bir Ermeni restoranı bulduk, yediğimiz her şey çok iyiydi. Konser zamanı yaklaştı, binaya gittik. Türkçe konuştuğumuzu duyan yaşlı bir çift yanımıza geldi, sohbet etmeye başladık. Taşınalı 3-4 ay olmuş, yaklaşık 1 yıllık bir proje için gelmişler. Maaşların çok yüksek olduğunu, ama ev kiralarının daha yüksek olduğunu, o yüzden iyi plan yapmak gerektiğini anlattılar. Sonra çok sakin bir şekilde bizim neden Katar’da olduğumuzu sordular. Biz de “Hiiiiç, gezmeye geldik.” dedik. O anda ikisinin gözlerini belerterek dehşet içinde “GEZMEYE? KATAR’A??” deyişlerini görmeniz lazımdı. Asgdhj çok üzgünüm, burada random gülmeden duramıyorum. Konuşmanın devamında bulunduğumuz yere nasıl geldiğimizi ve otele nasıl döneceğimizi sordular. Bu sayede taksi olmadığını öğrendik. Telaşla danışmaya gittik ve evet, taksi yoktu ya da çağrılamıyordu. Katar gerçekten “Gidip de dönememek var” sözünün bir başka versiyonu. Neyse ki, o çift bizi bırakmayı teklif etti ve o sayede otele dönebildik. Çok sağolsunlar. Söylemeden geçmeyeyim, konser muhteşemdi.

https://www.instagram.com/p/BBN_Ya1mkHf/?igshid=z2ss505fwc0e

Ertesi günü taksi paramızı dönüş yoluna saklamak için otelde geçirdik ve son günü de aslında bu 6 günün en iyi aktivitesine, çöl safarisine ayırdık. Dönüş yaklaştıkça, Murphy’nin bir oyunu olarak her şey güzelleşti. Dubai, Katar ya da çölde herhangi bir yere giderseniz, çöl safarisini es geçmeyin. Araç bizi Suudi sınırına kadar götürdü, hayatımızda ilk kez çöl gördük. İncecik kumun verdiği temizlik ve sonsuzluk hissi bambaşkaymış.

Katar Çölü

Felaketlerle dolu bu seyahati müthiş şekilde noktalayıp eve dönerken, uçakta “Katar hava sahasından çıkmış bulunuyoruz, alkollü içecek servisimiz başlamıştır.” anonsuyla, hemen şarap sipariş edip bir film açtım.

Heves kırmak için başladığım bu yazıda, fark ettim ki, hayati bir risk, bir sağlık sorunu falan olmadıkça seyahatin kötüsü pek yok. Şimdi tüm bunları hatırlayıp gülüyoruz ve ben uçakta film izlemeyi bile özledim. Tabii keşke Katar yerine Sri Lanka’ya gitseydik, neyse dünya düzelince gideriz artık.  

Geriye dönüp bakınca, insan yaptıkları için değil, yapmadıkları için pişman oluyor hep. Hayatın ve gündelik aktivitelerin tadını daha da çok anladığımız bugünlerde, evde yapılacak en iyi şeylerden biri anıları yad etmek. Ben de o yüzden şuraya gidin şuna dikkat edin demek yerine, ilk yazımda biraz sohbet edelim istedim. Önümüzdeki ay, kim bilir hangi zaman ve şehirde görüşmek üzere!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz