İki Günde Araçsız Adatepe, Yeşilyurt ve Küçükkuyu Gezi Rehberi

1

Madem haftanın beş günü çalışıyoruz kalan iki gününü dolu dolu geçirebileceğimiz harika bir rota ile işe başlayalım. Hem huzur hem doğa hem tarih. İsteyene daha da fazlasını veriyor tabii… Bahar ise harika yürüyüşler, yaz ise deniz, sonbahar ya da kış ise romantik oteller. Benim favorim bahar mevsimleri. Doğanın uyanışına tanıklık etmek sanırım en çok sevdiğim döngü. Güneşin hafif parıltısı, çiçek kokuları, çam kokuları ile taaa içimizde derinde bir yerde hissettiğimiz tabiatın tarifsiz enerjisi. O yüzden tavsiyem ilkbahar.

Bu Şirin Beldeye ve Adatepe ile Yeşilyurt Köylerine Ulaşım

Bu sefer araçsızlar için bir takım önerilerde bulunacağım. Biraz daha zaman kaymaları içeren keyifli bir gezi olacak bizim olacak. Keyfinize düşkünseniz ya araçlı gitmelisiniz ya da araç kiralamalısınız baştan söyleyeyim. Ama azıcık heyecan olsun diyorsanız araçsızda çok keyif alacaksınız. Hadi bakalımmm…

Bakmayın Küçükkuyu’nun Çanakkale’ye bağlı olduğuna. Balıkesir’in Koca Seyit Havalimanına daha yakın (45 km). O yüzden uçak ile gidiyorsanız biletinizi Edremit’te bulunan Koca Seyit Havalimanına almanız size avantaj sağlayacaktır. Zira Çanakkale havaalanı ile olan mesafesi 91 km.

Havaalanından Bay-tur otobüsleri ile Küçükkuyu’ya ulaşım sağlayabilirsiniz.  Ama benim gibi bir sebeple Bay-tur’ların çalışmadığı bir zamana denk gelirseniz diye daha zahmetlide olsa şöyle bir seçenekte var; havaalanından çıkıp yoldan geçen minibüsler ile önce Edremit merkeze ulaşmanız oradan ise Küçükkuyu’ya gitmeniz gerek. Seçenekler arasında yer olan bu yol 2 günlük bir tatil için zaman kaybı bence. Üçüncü ve en mantıklı seçenek ise taksi kullanmak. Burada da hassas nokta kesinlikle pazarlık. Hem taksi ile gittiğinizde direk olarak köylerden birine ulaşım sağlayabilirsiniz. Bay-tur ya da minibüs ile giderseniz Küçükkuyu’dan taksiye binip köylere gitmeniz gerekecek. Çünkü yürümek ve otostoptan başka seçenek yok köylere araçsız gidebilmek için. Sonuncu seçenek ise konaklama yapacağınız otelin transfer hizmetinden faydalanmak. İsterseniz tek yön isterseniz geliş-gidiş şeklinde ayarlama yapabilirsiniz.

Küçükkuyu, Adatepe ve Yeşilyurt Köylerinde Konaklama

Her bütçeye uygun konaklama seçenekleri mevcut. Tercih tamamen kişiye kalmış. Sadece uyumak için kullanacağım bir yer arıyorum derseniz uygun fiyatlı pansiyon var. Biraz otantik takılmak istiyorum, köyün tarihini izlemek istiyorum diyorsanız orta bütçeli butik oteller de var. Yok ben keyfime düşkünüm kahvaltım muazzam olsun, manzaram olsun, şöminem olsun, hatta plajı olsun derseniz o da var.

Bu köyler Küçükkuyu’ya bağlı olduğundan haliyle merkez orası. Ayrıcı denize girmek için yine Küçükkuyu’ya ulaşmanız gerekiyor. Plajı olan oteller olduğu gibi halk plajı da var. Ama Küçükkuyu’dan köylerdeki gibi tarihi hissetmeyi beklemeyin. Alın güneş kreminizi ve şapkanızı akşama kadar keyfini çıkarın. Ama bunun için bence plajı olan bir otel tercih etmelisiniz J

Köylere gelecek olur isek, her ikisinde de gerçekten çok güzel oteller var. Tarihi ve huzuru damarlarınızda hissedebileceğiniz avluları ile birlikte sizi bekliyorlar. Bu konuda tavsiyem kesinlikle Yeşilyurt Köyünde yer alan Manici Kasrı olur.

Adatepe ve Yeşilyurt Köyü Rota Önerisi

Adatepe Köyü

Edremit Havalimanından Adatepe köyüne ulaşıyoruz. Hele birde sabah erken saatlerde ulaştıysanız horozlar yeni uyanmış oluyor ve size eşlik ediyor. Çok sakin yerler ve hayat yavaş akıyor. Hemen gezip tek lokmada bitirmek için acele etmenize hiç gerek yok.

 Önce güzel bir kahvaltı yapalım. Bunun için İda Blue Otel’i önerebilirim. Kahvaltı hizmeti verdiği manzaralı güzel bir kafesi var. Lezzetler Kazdağları’nın bol oksijeninden nasibini almış. Önce gözünüz sonra gönlünüz doyuyor. Ama nerede kahvaltı yaparsanız yapın aynı lezzetleri bulacağınıza eminim. Her işletme lokal malzemeler kullanıyor.

Kahvaltıdan sonra kahve içmeden önce biraz sokak gezelim. Gördüğünüz evlerin çoğu yapısından da anlaşılacağı gibi mübadele döneminde gönderilen Rumlardan kalma. Her bir taş evin kendine özel kapı tokmağı var. Köyün yukarı mahallesini adım adım keşfedin, caminin yanındaki aradan yukarı doğru ilerlediğinizde aşağıda akan dereyi, karşı yamaçtaki bahçeleri ve denizi göreceksiniz. Yere bir örtü serip oturun… Rüzgar yüzünüze hafifçe dokunurken köyün tarihinde neler yaşandığını gözünüzde canlandırın. Soluklandıysanız şimdi kalkalım. Daha hissederek adımlayacağımız sokaklar var, içeceğimiz kahveler.

Kahve molası vermek için Hünnap Han’ın avlusu bekliyor bizi. Hem de sepet sepet deniz kabuğu var bu avluda. Kulağınıza götürdüğünüzde sanki bir dağ yamacında tarihi bir taş evde kahve içmiyor da sahil kenarında yürüyüş yapıyormuşçasına bir his bırakıyor. Ağaç yapraklarının arasından güneş öyle güzel geliyor ki yüzünüze kalkmak istemiyorsunuz. Acelemiz yok biraz daha oturabiliriz.

Köy meydanına gitmek için ağır ağır ilerleyelim. Zemindeki yer yer bozulmuş taş yollar dikkatinizi çekmiştir. Köy SİT alanı olduğu için herhangi bir yapılaşma yasak, doğal olarak sokaklara dokunulamıyor. Sadece aslına uygun restoreye izin var. Zaten Adatepe’de hayalet köy olmaktan böyle kurtulmuş. Herhangi bir destek olmadan bireysel olarak satın alınıp aslına uygun restore edilerek köy bizlere kazandırılmış. Bir anlamda şehirden kaçan insanlar tarafından keşfedilip kurtarılmış aslında.

Gezerken fark ettiniz değil mi? Her avludan, bahçe kapasından bazen pencerelerden bir sarmaşık fışkırıyor. Ne harika. İnsanda burada yaşama isteği uyandırıyor. Sanırım özümüz doğadan hiç vazgeçemeyecek. Bu köyün bence en güzel yanlarından birisi bu. Bir diğeri ise köy her ne kadar taş evlerinden dolayı Rum Köyü olarak biliniyor olsa da zamanında hem Türkler hem Rumlar birlikte yaşamış. Etrafa biraz daha dikkatli bakınca her iki kesiminde kendine has yapıları apaçık fark ediliyor. Bu uyum tüm insanlık olarak ayrışmadan bir arada kalınabileceğinin de bir göstergesi ve çok güzel bir yan.

Görmezsek olmazımız Taş Mektebi ve köy meydanının yukarısındaki küçük dükkanı da ziyaret ettikten sonra dolaşa dolaşa köy meydanına geldik. Şimdi iki koca çınar ağacının gölgesinde köy kahvesinde oturup karadut şerbeti içelim hemen. İsterseniz otlu dondurma yiyin. Canınız neyi çekiyorsa. Benim önerim karadut şerbeti içmeniz. Dondurma için de zamanımız olacak.

Düşünsenize bu çınarlar kim bilir kaç yıllık, kim bilir kim ekti ya da kendiliğinden mi büyüdü. Kimler suladı, bugüne, bizlere ulaşmasında katkısı oldu. Üstünde nasıl bir kıyafet vardı. Eski filmlerde olduğu gibi beyaz keten bir elbise ve ipli sandalet mi yoksa başı sarıklı yaşlı bir amca mıydı? Geçmişi ve eskiyi bu kadar seviyor olmamız sanırım bilinmezliklerinden kaynaklı ve her şeyi hayal gücümüze bırakıyor olmasından.

Hadi otlu dondurmamızı elimize alıp köyün aşağı mahallesini de dolaşalım. Genelde köyün yukarı mahallesi gezilir meydanda oturulur ve gidilir. Aman ha biz es geçmeyelim. Çünkü burada yine bir aradan çıkınca harika bir deniz manzarası var. Bunu kaçıramayız. Aşağı mahalleye giderken solda kalan muhtarlık aşırı şirin değil mi? İlerlerde de yine güzel güzel avlulu evler. İlerleyip çıkalım şu deniz manzarasına. Soldaki verandada sabah kahvaltısı yapanlar acaba bu şanslarının farkındalar mıdır? Neyse iç geçirmeyi bırakıp soluklandıysak şimdi daha da nefes kesici bir manzaraya gidelim.

Zeus Altarı

Baştan demiştim size bu rotayı araçsız tamamlıyoruz. Tabana kuvvet deyip azıcık yürüyelim. Köy meydanına selam verip solumuza mezarlığı alarak ilerleyelim yavaş yavaş. Bir iki güzel bahçeli kafe geçtikten sonra geliyoruz o destanlara konu olan Zeus Altar’ının girişine. Mitolojide neler olmuş neler, ne olaylara ne tahtlara ev sahipliği yapmış burası. Araç girişini yasak olduğu bu mitolojik alana kuş sesleriyle birlikte ilerlerken sağa bakınca Adatepe Köyü tüm manzarasıyla güle güle diyor bana. Ben de son bir kez el sallayıp adımlıyorum. Aklımda tek bir soru, mitoloji ne kadar gerçek? Yazılanların gerçek olma ihtimalini düşünmek inanılmaz heyecan verici.

Zeus’un Truva Savaşını izlediği yer olan bu tepe “altar” yani “sunak” ayın zamanda. Kayaya oyulmuş merdivenlerden yukarı çıkarken içinizi saran heyecan son adımınızda muhteşem bir görsele dönüşecek. İşte Küçükkuyu, Edremit Körfezi ve Midilli adası ayaklarınız altında.

Burda yüzyılları mitolojiyi düşünürken epey zaman geçiyoruz. Hadi ilerleyelim. Kıvrımlı yollardan Küçükkuyu’ya ulaşacağız. Zeytin ağaçları arasından yokuş aşağı salalım kendimizi. Çok değil 4 km. Deniz manzarası ile harika bir yürüyüş olur bize. Yürümem dersen de bir el et ilk geçen araba alır seni, kolaydır bu yolda otostop çekmek.  Anayola indikten sonra sağ tarafa benzinliğin oraya doğru ilerleyip duraktan bir taksiye atlayalım. Bizi Yeşilyurt köyüne götürsün. Bunun için de bir kolaylık bırakayım buraya taksi işi kolay olsun diye. Hüseyin Abi ye bir alo deyin koşar gelir yardıma 0531 407 04 83.

Yeşilyurt Köyü

*Yeşilyurt köyünü akşamüstüne bırakma sebebim burada konaklayacak olmam. Dilerseniz siz rotayı tersi şeklinde de uygulayabilirsiniz.

Bir gecelik romantik bir konaklama olsun diye Manici Kasrı’nı tercih ettim. (Tavsiye de ediyorum, çok memnun ayrıldım.) Eşyalarımızı otele bırakıp akşam yemeği için köy meydanına ilerleyelim. Sezon etkisinden sanırım yemek yemek için alternatifimizin çok yoktu. Tüm akşamı ateş kazanı etrafında loş ışık ve harika şarkılarla otelde geçirebilirsiniz.

Tüm yol yorgunluğu ve dünün hareketliliğine rağmen dünyaca ünlü Kazdağları oksijeni sayesinde sabah erkenden kuşların cıvıltısı ile uyanıp her şeyin taze olduğu, güneşin göz kırptığı bir kahvaltıda uzun uzun keyif yapıyorsunuz. Köyü gezmeden önce biraz doğaya karışmaya ne dersiniz. Manici Kasrının aşağı tarafından bir patikaya giriyorsunuz. Başlarda devasa çam ağaçlarıyla dolu olan orman yol ilerledikçe bizi zeytin bahçelerine çıkaracak. Patika yol traktör yoluna dönüşecek. Ve sonunda sürpriz; ana yoldan karşıya geçip deniz manzaralı kahvenizi yudumluyorsunuz.

Manzaranın tadı damağımızda ama o güzel dönüş yolunun yürümenin heyecanıyla köye geri dönelim. Burada da keşfedecek birçok ev var. Yeşilyurt köyünün tarihi de Adatepe Köyü ile aynı. Türkler ve Rumlar. Ve nüfus mübadelesi.

Bu köyde en tepelere çıkıp yine deniz manzarasına doyabiliriz. Tek tek işlenmiş kapı avına çıkmak ve “Çiçekli Tuvalet”e hayranlıkla bakmak en güzel aktivitelerden olacaktır. Köy meydanının aşağısındaki terk edilmiş okulu görmezden gelemeyiz. Ve meydandaki caminin içine mutlaka göz atmalısınız.

Tarihi hissederek her sokağına girip çıktığımız Yeşilyurt köyünde de çok renkli kafeler ve birçok fotoğraf çekim noktası var. Hepsi bizi bekliyor.

Biz ise bu iki günde içimize doldurduğumuz huzur, geçmişi düşündükçe hissettiğimiz heyecan ile dönüş yoluna geçiyoruz. Taksi, otostop ve otel transferi yine seçenekler arasında ama Yeşilyurt ve Küçükkuyu arasındaki yol Adatepe köyünden salınıp geldiğimiz gibi yürümeye uygun değil.

Hepimiz her zaman araçlı olmadığımızdan bir hafta sonu kaçamağı için araçsız öneri ile geldim sizlere.

Çanakkale Antik Kentleri Rehberi yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikDoğunun Kraliçesi: Antakya
Sonraki İçerikServas: Özel Bir Konaklama Tercihi
Merhaba, ben Gül. Ankara'nın tatlı bi köyünden 2012 yılında iş için İstanbul'a gittim. 8 yıl İstanbul'da boğulduktan sonra yıllardır gelmek istediğim Denizli'de buldum kendimi. Artık doğanın tadını çıkarma vakti. Sanırım köyde büyüdüğümden en ufak bir yeşil bile çeker beni. Aynı yerlere defalarca sıkılmadan gidebilirim yeni bir doğa gördüğüm zaman hayranlıkla oraya ait hissederim kendimi. Tam zamanlı çalıştığım için gezilerim ancak haftasonu, resmi tatiller ve izinlerle mümkün oluyor. Yıllarca yoğun ve stresli iş hayatına bir molaymış gibi İstabul'dan Ege'ye dar zamanı sorun etmeden gittim geldim. Doğa benim kaçış noktamdı. Bu benim kendime verdiğim bir ödüldü. Şimdi ise sizler için bu küçük, büyük, tekrarı olan, ilk olan gezilerimde minik minik yazılar çıkarmaya çalışacağım.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz