İlk Osmanlı Köyü Cumalıkızık ve Gerçek Öyküsü

0

Gezip görülen tarihi mekânlar hakkında genelde çok güzeldi diye biten cümleler kurmaya gayret ederiz. Görülen yerin namı varsa zaten gidene kadar kafamızda beklentiyi yaratır ve ilk defa orada olmanın büyüsü ile olumlulukları sıralamaya başlarız. Farklı tecrübelerin sonunda olumsuz cümleler kurmak da elbette mümkündür. Fakat bu övgü, yergi değerlendirmelerinin dışında bir anlatımın herkese daha faydalı olacağını düşünerek Cumalıkızık ile ilgili bu yazıyı hazırlamak istedim.

Bugün oldukça turistik olan Cumalıkızık Köyü UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girmeye hak kazandı. Fakat çeşitli sebepler ile dünya kültürü özelliği yerine miras olması daha öne çıkar oldu. Köy aslında gezginlere hiçbir şey, turistlere ise tam istediğini veriyor. Serpme kahvaltılar, endüstri ürünü hediyelikler, bardak mısır ve daha nicesi.

İşte bu vaziyetten ötürü yargıları yazmak yerine gezginlerin rotasını değiştirebilecek yazıyı tercih ediyorum.

Cumalıkızık Köyü günümüze bütünlüğünü koruyarak ulaşabilen ilk Osmanlı köyü. Beraberinde başka köyler de var elbette, Fidyekızık, Değirmenlikızık, Derekızık ve Hamamlıkızık.

Bu köyü Osmanlının ilk köy yerleşimi olarak ifade etsek de, aslında 1326 yılından önce imara açıldığını biliyoruz. Yani Kızık köyleri daha Bursa fethedilmeden kurulmuş. Kızık köylerinin kuruluş sebebi ise esas hazineyi teşkil ediyor.

İstanbul’un Olympos Manzarası

Dünyanın her yanından kış sporcularını ağırlayan Uludağ bilincimize bilhassa Yeşilçam filmleri aracılığı ile kazınmış. Hatta son günlerde korona sebebi ile şehir yaşamının durmasına bağlı olarak havanın İstanbul’da o derece temiz olduğu iddia edildi ki artık Uludağ yeniden yedi tepeden görülüyordu. Gerçekten Uludağ’ın İstanbul’dan görülebileceğine dair fikrim yok. Ancak Uludağ ile İstanbul’un arasındaki ilişkinin çok daha eski olduğunu biliyoruz. Hala keşişleme rüzgâr diye anılan esintide kastedilen, Uludağ yönüdür. Osmanlı metinlerinde bolca karşımıza çıkan Keşiş Dağı, Uludağ’ın ta kendisi. Bu sebeple esen rüzgârın adı çok önceden konmuşa benziyor. Uludağ adı ise Osman Şevki’nin cumhuriyet döneminde ilk defa Keşiş Dağı’na tırmanması ile başlayan bir hikâye sonucu ortaya çıkıyor. Tırmanış sonrası İstanbul’a dönen Osman Şevki dağın büyüklüğünden etkilenerek Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’ya Keşiş Dağı adının Uludağ ile değişmesi gerektiğini açar. Ve gerekli hukuki çalışma Fevzi Çakmak imzası ile hazırlanır. Keşiş dağı artık Uludağ olmuştur. İsim babası Osman Şevki de 1934 tarihinde Uludağ’ı soyadı olarak aldı.

Peki, bu keşişler nereden çıkmıştı? İşte bu soru ile aslında esas meseleye girmiş bulunuyoruz. Bursa şehri Osmanlı fethine kadar bugün sur içi diye bilinen alandan ibarettir. Bu surlar dağın eteğinde önü kayalık uçurum adeta tepsi şeklinde alanı çevirir. Tepsinin üstü manastılar, evler ve kamu binaları ile doluyken altı ise çeşitli geçitlerle çevrelenmiş bulunuyor. Günümüzde yalnızca surlar ayakta olsa da manastırlara dair çok kıymetli eserler de bulunmakta. Bilinmeyen bu manastır kalıntılarını belki başka bir yazıda ifade etmem daha doğru olacak. Tüneller ve geçitler için ise bir inceleme yapmak pek mümkün değil. Çoğu kayıp, geri kalan kısmı ise ziyarete kapalı.

Bursa Tekkeleri ve Keşişler

(arkeolojisanat.com)

Osmanlı’nın kuruluş dönemi olarak kabul edilen Fatih Sultan Mehmet devrine kadar şehir, surların dışına sultan külliyeleri inşa edilerek genişletilmiş. Şehir ovaya doğru yüzyıllarca büyümeye devam etmiş. Fakat ilk andan itibaren külliyelerden ve muhitlerden uzak yaşayanlar da bulunuyor. Uludağ’ın eteklerinde batıya doğru gidildikçe kervan geçmez yerlere tekkeler kurulmuş. Tekke babaları ve ermişleri dağ eteklerindeki ibadetin son temsilcisiydi. Peki, nasıl olur da yeni kurulan bir şehirde son temsilci olurlar?

Batı kaynaklarında keşiş dağı olarak bildiğimiz yerin adı Olympos olarak işlenmiş. Bu Olympos ki eteklerinde keşişlerin yaşadığı koca bir dağdır. Dağ etekleri doğudan batıya doğru onlarca manastır ile örülmüş. Bundandır ki dağ yüzyıllar boyunca anılırken üzerinde yaşayanlarla özdeşleştirilmiştir. Osmanlılar geldiğinde ise keşiş manastırları yerine tekkeler kurulmuş. Bu tekkelere dair izler hala bulunur.

Cumalıkızık ile şu ana kadar anlatılanların ilişkisi bulunamamış olması oldukça normal. Daha önce Türk sivil mimarisi ile ilgili akademik çalışmalar yürütürken bulduğum bir basamak beni bu kuyunun dibine kadar indirdi. Şimdi kuyunun dibine kadar indiğimize göre birlikte yukarı çıkma vakti geldi.

Bursa fethi sırasında Bizans güçleri kaleye çekilerek direnişe geçti. Bu muhasara döneminde filmlerde göremeye alıştığımız bir kale zorlaması yok. Çünkü Osmanlı kuvvetleri eli kılıçlı Alplerden ibaret. Stratejileri kalenin ikmalini keserek Bizans’ı teslime zorlamaya yönelik.

Bursa’ya çıkan yolların başı sayılan Kestel Kalesi, doğuda ise son direniş noktası Balaban Bey kalesi ele geçirildi. Bursa sahillerinde gelen yardımlar da geri çevrilerek muhasara sağlandı.

600 Yıllık Gizli Görev

Tam da bunlar yaşanırken dağın batı yakasına sırası ile Derekızık, Hamamlıkızk, Cumalıkızık, Fidyekızık ve Değirmenli kızık kurulmuş. Daha şehir alınmamışken neden böyle bir imar faaliyeti gerçekleştiriliyordu?

Oğuz boyundan olan Kızıklar, Moğol akınlarının önüne katılarak Suriye ve Anadolu’ya ulaşmışlardı. Böylece yeni kurulan Türk devletinin en kritik yerleşimlerini Bursa’da Kızıklar oluşturdu. Çok uzun yıllardır keşişlerin ördüğü manastır zinciri çeşitli yolları barındırdı ve bu yollar surlara kadar ulaşmaktaydı. Bursa surları altındaki tünellerin nereye kadar ulaştığını bilmesek de dağ eteklerindeki manastırların Kestel Kalesi’nin karşısına düşecek şekilde batıya uzandığını artık biliyoruz.

Henüz beylik halinde bir yapılanmaya sahip Osmanlılar bu yolu ve sistemi nasıl öğrendi bilmiyoruz. Lakin anlaşılan bu ikmal yolunu kesmeyi ustalıkla başardılar. Manastırların hemen önüne birer Kızık köyü kurdurularak kadim keşiş yolu Bizans için kapatılmış oldu.

Cumalıkızık Evinde Roma Eseri

Bugün Kızık köyleri Yıldırım ilçesine bağlı birer mahalle olmakla birlikte günümüz mimarisine büyük oranda yenilmiş durumda. Kızık köylerinde her şeye rağmen Roma manastırlarının izleri bulunuyor. Kimisinde toprağa gömülmüş manastırın defineciler tarafından açılmış bir kemerini görürsünüz, kimisinde ise birkaç taş parçasını. Cumalıkızık köyü bütünlüğünü koruduğundan olsa gerek en azından manastır parçalarını seçici bir gözle görebilirsiniz. Hatta köyün üstüne ulaşabilirseniz manastır kalıntılarına da bulabilirsiniz. Evlerin duvarlarındaki devşirme taşlara dokunduğunuzda bir Romalı Keşiş ile yakınlık hisseder misiniz bilemem. Roma’nın Bursa’daki son izleri ve keşişlerin Kızıklar tarafından kapatılan yolunu bulmak sanırım pek turistik değil. Ancak Uludağ eteklerinde manastırların bir parçasını aramak ya da çikolatalı serpme kahvaltı satılan bir köşkün duvarındaki taşı uzun uzun incelemek tam da gezginlere göre bir hareket olur. Sınırları çizilmiş köy ziyareti yerine yüzyılların mirasını aramak kanımca çok daha tatmin edici.

Bursa rotanıza girecekse şayet, gözlerinizin artık farklı şeyler arayacağını düşünüyorum.

Bursa’da Görülmesi Gereken 6 Müze yazısını okumak için tıklayın

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz