Laos ’dan Bir Gülücük

1
Laos Öne Çıkan Görsel

Laos, Güneydoğu Asya’nın çok fazla keşfedilmemiş gizli hazinelerinden. Belki adını bile duymadınız. Açıkçası Asya yolculuğuna karar vermeden önce ben de duymamıştım. Kafamda kaba taslak bir rota çizerken, Laos’u, Tayland ve Vietnam’a komşu olduğu için güzergahıma eklemiştim. Tayland ile başladığım Asya yolculuğumun ikinci ülkesiydi Laos.

El Değmemiş Ülke Laos

Dağları, yeşili, şelaleleri ile Laos el değmemiş bakir bir ülke. Hatta o kadar el değmemiş ki neredeyse doğru düzgün yol yok diyebilirim. Hoplamalı zıplamalı şehirler arası otobüste, dinlenmek için bırakın 1 dakika gözünüzü kapatmayı, koltuktan düşmemek için büyük efor sarf ediyorsunuz. Ayrıca Laos Dünya’nın en fakir ülkelerinden biri. Nüfusun büyük çoğunluğu günde 1 dolardan az kazanıyor.

İlk uzun sırt çantalı yolculuğuma kolay bir başlangıç için itinayla seçtiğim Tayland’dan sonra Laos benim için tam bir şok etkisi yaratmıştı. Tabi ki böyle şeyleri yaşayacağımı biliyordum ancak teori ve pratik farklı şeyler maalesef. Yaşadığım psikolojik zorluklardan dolayı 1 ay zaman geçirmeyi planladığım ülkede ancak 20 gün kalabildim.

Bu satırları okuyanlar belki de şehirli kız zor şartlara dayanamadı kaçtı ülkeden diyecekler ama işin aslı öyle değil. Hani bazen aşırı duygusal olduğunuz anlardan, yerlerden kaçmak istersiniz ya, öyle bir şeydi Laos’ta yaşadığım. Sonraki yolculuklarımda daha fakir ülkelere gittim, daha zor şartlarda bulundum ama hiçbirinden Laos kadar etkilenmedim. Demek ki ilk tecrübe böyle oluyormuş. Belki Laos’ta fazla zaman harcamadığım için ülkenin her yerini keşfedemedim ama kendi içimde keşfettiğim duygular benim için çok daha değerli, çok daha unutulmaz. Özellikle de Laos’taki son günlerimde kaldığım Don Det adasındaki o sabah ve o küçük kız…

Öncelikle o güne gelmeden önce Laos’ta neler yaptım onları anlatayım size.

Laos Gezilecek Yerler

Laos ’da Bir Fransız Kasabası Luang Prabang 

Laos, Luang Prabang görseli

Laos’ta Laos’a benzemeyen bir yer burası. Tam bir Fransız kasabası. 1954 yılına kadar Fransız sömürgesi olan Laos’ta bu etkiyi en fazla görebileceğiniz yer. Mekong nehri kıyısındaki Luang Prabang ayrıca ülkenin en gelişmiş şehri.

Şehri kiraladığım bisikletle keşfediyorum. Fransız tarzı evleri, muhteşem mimariye sahip Budist tapınakları, her şeyi bulabileceğiniz gece pazarı ile Luang Prabang Laos’ta mutlaka gidilmesi gereken yerlerin en başında geliyor.

Laos, Luang Prabang'da bir tapınak

Ayrıca Luang Prabang’da Budist keşişlerin her sabah gün doğumundan önce yaptığı yiyecek toplama törenine tanık olabilir hatta siz de keşişlere yiyecek sunabilirsiniz. Nüfusun büyük çoğunluğu Budizme inanan Laos’ta bu törenler çok önemli bir yere sahiptir. Tapınaklarda yaşayan ve kendilerini Budizme adayan keşişler her sabah yiyecek toplamak için şehre inerler. Turuncular içerisindeki keşişler, yiyecek sunmak için sıraya girenlerin önünden geçerek yanlarında getirdikleri kapları doldururlar. Eskiden amacın yiyecek toplamak olduğu bu tören, günümüzde geleneği sürdürmek amacıyla yapılıyor.

Keşiş yiyecek töreni, Laos

Luang Prabang’da yapılacak şeylerden bir diğeri de şehrin biraz dışında olan Kuang Si şelalerinde yüzmek. Gördüğüm en etkileyici ve mavi şelalelerden biri.

Laos, Kuang Si Şelalesi

Başkent Vientiane

Laos başkenti Vientiane

Ülkenin başkenti olan Vientiane’de sadece 1 gün kaldım. Bazı sıkıcı başkentler vardır ya, pek de yapılacak şey bulamazsınız. Burası da biraz böyle bir yer. Fransız etkisini Vientiane’de de hissetmek mümkün.

Şehrin en dikkat çekici yeri Hinduizm ve Budizme ait yaklaşık 200 heykelin bulunduğu Buddha Park.

Yemyeşil Vang Vieng

Vang Vieng Laos’un el değmemiş bakir doğasını keşfedebileceğiniz en güzel yerlerden biri. Tırmanış yapabileceğiniz zorlu dağları, uçsuz bucaksız yeşillikleri ve muhteşem gün batımları ile belki de bir cennet tasviri.

Nehirde 4000 Ada – Si Phan Don

Si Phan Don, 4000 ada anlamına geliyor. Laos’un güneyinde, Mekong nehrinde yer alan bu irili ufaklı 4000 adanın bazılarında yaşayanlar da var. Ben de Laos’taki son günlerimde biraz kafa dinlemek için bu adalardan biri olan Don Det adasına gittim.

Nehrin kıyısında kendime bir bungalov kiraladım. Yolculuğumda çoğunlukla 6-8 kişilik hostel odalarında konaklıyorum ama Laos’un çok fakir bir ülke olduğunu belirtmiştim. Ülkeye girişte ülke kuru ile bankadan çektiğim paranın bir kısmını hala harcamamıştım ve son günlerim olduğundan kendime biraz cömert davrandım.

Sakin bir hayatın olduğu adada Mekong nehrinde yüzebilir, yürüyerek veya bisiklet kiralayarak adayı gezebilirsiniz. Ayrıca nehirde nesli tükenmek üzere olan özel bir yunus çeşidi de var.

Adanın bir tarafından gün doğumunu diğer taraftan gün batımını izleyebilirsiniz. Benim kiraladığım bungalov gün doğumu tarafındaydı. Yolculuklarımın en güzel özelliklerinden biri de gün doğumu ve gün batımlarının ne kadar güzel olduklarını bana fark ettirmesidir. Normal hayatımda hiç bakmamışım ya da bakmışım da görmemişim.

Hayatımızda aslında ev-iş arasında o kadar zaman harcıyoruz, ufacık şeylere o kadar kafa patlatıyoruz ki çevremizdeki mükemmel şeyleri göremiyoruz. “Ne olmuş ki ? Gün doğmuş, gün batmış, bir gün daha geçmiş” diyoruz. Öyle değil işte. Aslında her şey bir mucize. Ama bakmasını bilene.

Laos ’daki Unutamadığım O Sabah

Adada sabah erkenden uyandım. Terasımdan gün doğumunu izledim. Kahvaltı saati gelene kadar da aldım elime kameramı adayı gezmeye başladım. Bayılıyorum sabah erken kalkıp günlük hayat fotoğrafları çekmeye. Laos’ta gün erken başlıyor. Çoğu kişi çoktan uyanmış bile. Komünizm etkisiyle yönetilen ülkede insanlar çalışmaya alışmışlar.

İşe gidenler, hayvanlarına yem verenler, evinin önünü süpürenler… Kimi gördüysem resmini çektim. Laos insanı gerçekten çok cana yakın ve güler yüzlü. Elimde kamera görenler kendileri bana poz veriyordu. En çok da okula giden çocukları çektim. Önlüklerini giymiş, el ele tutuşmuşlar öyle minik minik adımlarla okula gidiyorlardı.

Alisa Karaali Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz…

Kahvaltı için konakladığım yere geri dönerken yolda “şşşhhh” sesi duydum. Biri bana sesleniyordu. O tarafa baktım. 3-4 yaşlarında ufacık bir kız gülen gözlerle bana bakıp bir şeyler söylüyor, resmen beni çağırıyordu. Evinin önünde oturmuş kendi kendine oynuyordu. Yanına gittim. Kendi dilinde bir şeyler anlattı da anlattı bana. Kameramı gösterdim, anladı ne demek istediğimi hemen poz verdi. Sonra evin içine girdi yavru kedisini getirdi. Onla da resim çekilmek istedi. Dillerimizi bilmesek de biz anlamıştık birbirimizi.

Ertesi gün aynı saatte yine uyandım direkt kızın evine gittim…

Paramın bir kısmı kaldı demiştim ya, onla  şeker çikolatayla dolu bir poşet hazırladım. Kız yine aynı yerdeydi. Ona poşeti verdim. İlk önce şaşırdı ne yapacağını bilemedi. Belki de ilk defa bu kadar çok abur cuburu bir arada görüyordu. İçeriye gidip annesini çağırdı. Annesi gelince önceki gün olanları anlattım kendisine ve hediyemi kabul etmelerini istedim. Annesi teşekkür etti ve kızının kulağına eğilip “Thank you” demesini öğretti. Küçük kız bana teşekkür edip sarıldıktan sonra hemen poşeti boşaltmaya başladı. Çoktan unutulmuştum bile 🙂 Küçük hanımefendi çikolatalarla o kadar meşguldü ki bir daha suratıma bakmadı. Poşetten çıkarttığı her yeni şey için ayrı bir mutlu oluyordu. Onun sevincini gördükçe ben ondan 10 kat daha mutlu oluyordum.

Ne kadar basit değil mi çocukları mutlu etmek ? Bir şeker bile büyük bir mutluluk sebebi onlar için. Biz çoktan unutmuşuz basit şeylerle mutlu olmayı. Elimizde olanı görmek yerine, daha fazlasını elde edince mutlu olacağımızı sanıyoruz. Çocuklardan öğreneceğimiz çok şey var.

“Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın; çünkü bir çocuğun bir yetişkine öğretebileceği her zaman üç şey vardır: Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmaktır. ”
Paulo Coelho

Sevgiyle kalın…

 

Alisa Karaali’nin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz…

Önceki İçerikYuvacık: Sanayinin Şehrinde Doğanın Mucizesi
Sonraki İçerikYaşam Çiçeği: Yaşamı Barındıran Kadim Şekil
Merhaba, ben Alisa. 6 ay Londra’da çalışıp 6 ay Dünya’yı geziyorum. Hemen bu hayat tarzına nasıl başladığımı anlatayım size. Adnan Menderes Üniversitesi konaklama işletmeciliğinden mezun olduktan sonra stresli iş hayatına balıklama bir dalış yaparak İstanbul’da 5 yıldızlı otellerde 6 yıl boyunca çalıştım. Ama bunun hiçbir anında mutlu olmadığımı anladığım 30 yaşımda, hayatıma yeni bir başlangıç yapmak istedim. İşimden ayrıldım ve hatta Türkiye’den de ayrılarak Londra’ya yerleştim. Yeni bir ülke , yeni insanlar , yeni iş , yani yeni bana iyi gelmişti. İçimde beni dürten keşif heyecanı iyice ortaya çıkmıştı. Haftalık izinlerimde sürekli kendimi uçak bileti alırken buldum. Çoğu Avrupa ülkesini gezdikten sonra artık bu kısa seyahatlerin bana yetmediğini anladım. Ben de taktım sırtıma çantamı tek başıma yola çıktım. Tayland ile başladığım ilk seyahatimde Asya’nın çoğu ülkesine gittim. 6 ayın sonunda Londra’ya dönüp para biriktirip bu sefer de rotayı Hindistan’a çevirdim. Sırada neresi var ben de bilmiyorum. Yolun tadına varan bir daha bunu bırakamıyor sanırım. Ben de durduramam artık kendimi. İtiraf ediyorum , BEN BİR YOL BAĞIMLISIYIM.

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz