Prag: En Romantik Orta Avrupa Şehri

0

Prag, aşıklar şehri.. Kalbimi fetheden, en romantik Orta Avrupa şehri. Prag’a daha gitmeden buraya hayran kalacağımı sezinliyordum. 1 haftalık tatilimi Budapeşte, Viyana, Prag olarak organize etmiştim. Budapeşte’de 3 gece, Viyana’da 1 gece, Prag’ta ise yine 3 gece planlamıştım. Budapeşte ve Viyana tamamdı, ancak Viyana’da yaşanan aksaklıklar nedeniyle Viyana adeta beni Prag’a gitmeyeyim diye alıkoyuyordu, dur bana 1 gün yetmez der gibi. Nitekim yarım günümü otobüs terminalinde kaybettikten sonra nihayet saat 10 otobüsüne binebilmiştim.

Aksiliklerle Başlayan Prag Yolculuğum

O hikayeye gelirsek sabahın 5’inde kalkıp 6:00 otobüsüne binmekti niyetim, otobüs Flixbus konforuna diyeceğim yok da. Biraz dikkat gerek ve siz siz olun son dakikaya bırakmayın bilet işini. Budapeşte-Viyana arasında son dakika almam sorun olmamıştı, ancak sabah erken saat olduğu için sanırım tam otobüsün önüne geldim adam bir anda demez mi 12 Euroluk bilete 40 Euro diye, kalakaldım. Bir sonrakini bekleyeceğim dedim 2,5 saat sonra. Onda da sabahki ile aynı yerde durmadığı için otobüsü saatlerce beklememe rağmen kaçırdım. Saat 09:00 otobüsüne almaya niyetlendim 2 kartım da bilet parasını da çekmiş görünse de bileti göstermiyordu, kayıtlarda da çıkmadım. O biletim de yandı. Tüm bu macerayı tamamladıktan sonra nihayet 10:00’da otobüse bindim 😀

Temmuz ayında İtalya seyahatimde yol arkadaşım tarafından yüzüstü bırakıldığımdan beri Couchsurfing kullanıyorum. Hani hayatta o an en kötü an gibi gözüküp, hatta belki lanetler okuduğunuz ama sonra “iyi ki!” dediğiniz anlar vardır ya; işte bu da böyle bir an idi. Budapeşte’de Couchsurfing’ten tanıştığım birçok kişi ile arkadaş oldum, hatta bir fotoğrafçı ile tanışıp çok harika karelere kavuştum. Prag’da da yine Couchsurfing’den tanıştığım birinde konaklayacaktım. Beni otobüs garından aldı. Hollandalı expat olarak Prag’da yaşayan birisiydi evinde konaklayacağım kişi.

Prag’a gidilecek en güzel zamanlardan birinde gitmiştim, eylül ayında. İlkbahar ve sonbahar ayları Prag’a gitmek için en güzel zamanlar. Ne çok sıcak, ne çok serin. Sokaklarda bunalmadan kaybolacağınız, bir parkta canlı müziğe/konserlere denk gelip şarabınızı, biranızı yudumlayacağınız ya da akşam üstü beer garden’larda tepeden manzarayı ve güneşin batışını izlerken üzerinize hafif bir hırka alacağınız…

Peki Prag ’da nerelere gidilir, neler yapılır?

Öncelikle aslında çok da plan yapmadan, kaba taslak gidilecek yerleri “maps.me” uygulaması üzerinde pinledikten sonra, tatlı güneşin ışıkları altında, gotik mimarinin görkemi eşliğinde kaybolurken, bir anda huzur verici bir parka denk gelip biraz içecek ve müzik ziyafeti, biraz yeni insanlarla ayak üstü sohbet derken bir sonraki durakta sanata doymak ya da bir anda kendini tepe bir noktadan Tuna nehrinin görkemli manzarasını izlerken bulmak…

Avrupa’nın En Eski Yahudi Mezarlığı

İlk gün yarım günüm olduğu ve zaman kaybetmek istemediğim için, yeni arkadaşımın evine çok yakın olan Vysehrad bölgesine gitmek oldu ilk işim. Eski Yahudi Mezarlığı’nın yer aldığı bu bölge pek turistik olmadığından keyifli bir yürüyüş ve sakin bir gün arayanlar için ideal. Bu bölgede yer alan Avrupa’nın en eski ikinci Yahudi mezarlığı olarak bilinen mezarlığın tarihi 15.yy’a kadar dayanıyor. 12 bine yakın mezar taşı bulunan bu mezarlık, Prag’da beni en derinden etkileyen yerlerden oldu. Ayrıca, eski Yahudi mezarlığı National Geographic’in dünyada ziyaret edilecek ilk 10 mezarlık listesinin ilk sıralarında yer alıyormuş. Bu mezarlığa uğramadan Prag’da ayrılmayın derim. Buradan ilerlediğinizde park alanına ulaşıyorsunuz ve muhteşem şehir manzarası ayaklarınızın altında. Beer Garden bulunan bu bölgede akşam üzeri biranızı içerken manzararanın keyfine varmak çok keyifli.

Wenceslas Meydanı

İlk gün biraz da yorgun olduğumdan sakin geçti. İkinci gün ise Prag’ı elimden geldiğince bitirmeliydim, çünkü ertesi gün uçağım vardı ve ben Prag’ı yarım bırakmak istemiyordum. Yetti mi derseniz asla ve asla! Aralık ayında 2. Bir Prag turum vardı, Berlin-Prag. Oradaki arkadaşımı ziyaret edecektim tekrardan, ancak iptal ettim ve bahar aylarında gezerim dedim. Şimdi diyorum ki keşke gitseydim ve ertelemeseydim, ertelememek gerek hiçbir şeyi.

İlk önce Wenceslas Meydanı’na gelerek aşağı doğru yürümeye başladım ve daha sonra asıl gezilmesi gereken noktama ulaştım. Şu anki görünümüne 19. yüzyılda ulaşan Wenceslas Meydanı, etrafını saran lüks mağazalar, restoranlar ve eğlence mekânları sayesinde günümüzde Prag’ın en popüler yerleri arasında sayılıyor. Orta Çağ’da at pazarına ev sahipliği yapan meydan, 1969’da Jan Palach’ın kendisini yakması ve komünist rejimin yıkılmasına neden olan Kadife Devrim gibi ülke tarihi için önemli pek çok politik olayın merkezinde yer almış.

Eski Şehir Meydanı

Prag turuna kentin görülmeye değer pek çok tarihi yapısını barındıran Eski Şehir Meydanı’nı ilk sıraya koymakla başlayabilirsiniz. Prag’ın en çok ilgi gören noktası konumundaki meydan, Orta Çağ boyunca pazar alanı olarak kullanılmakta imiş. Astronomik Saat ve Eski Belediye Sarayı, Tyn Kilisesi, Kinsky Sarayı, Jan Hus Anıtı ile Aziz Niklaus Kilisesi, halk yanlısı Jan Zelivsky ve İmparator Matthias’a karşı gelen 27 liderin idamlarının gerçekleştirilmesi gibi ülke tarihi için önemli olaylara sahne olan alanda görülmesi gereken yapıların başında geliyor.

1918’de Çekoslovak Devleti’nin bağımsızlığının ilan edildiği, ülkenin demokratik cumhuriyet haline geldiği 1989’daki Kadife Devrim’in merkezinde yer almış Eski Belediye Sarayı, ilk olarak 1338 yılında inşa edilmiş. Bodrum katında Romanesk ve Gotik tarzdaki yaşam bölümlerine yer verilmiş yönetim binasının 15. yüzyıldan kalma işlemeleri muhteşem. Yapının en ilgi çekici bölümünü ise 14. yüzyılda yapıya eklenen kulesi ve üzerindeki Astronomik Saat oluşturuyor. Astronomik Saat Kulesi beni çok etkiledi.

Saat başlarında ortaya çıkan figürün dansıyla çok ilgi çeken saat 3 kısımdan oluşuyor. Ölümü, aç gözlülüğü, sefayı, kibri sembolize eden 4 heykel ilk kısmını oluştururken, ikinci kısmında ise zamanı ve güneş ile ayın hareketlerini gösteren mekanizma yer alıyor. Saatin son ve en yeni bölümü ise günün tarihi ile birlikte burçları gösteriyor.

Letna Bölgesi

Buradan köprüden geçerek Letna bölgesine ulaştım ve Beer Garden’da biraz soluklanarak; muhteşem manzaranın tadını çıkartırken güneş ışınlarının tenimi ısıtmasına izin verdim. Buradan kalktıktan sonra parkın içinden doğanın keyfini çıkartarak ilerledim ve Royal Garden’dan gelen müzik seslerinin tınısına kapılarak kendimi bir festival alanının içinde buldum. Sergiler, konserler, dans eden yerel dansçılar, standlardaki değişik peynir, çeşitli atıştırmalıklar ve şarabın tadına baktım. Konseri izlerken yanımda duran turistlerle biraz laflayıp yoluma devam ettim ve Prag Kalesi’ne vardım.

Prag Kalesi

45 hektarlık alana yayılan ve içerisinde tarihi saraylar, ofisler, askeri yapılar, bahçeler, dini yapılar barındıran arazisi sayesinde dünyanın en büyüklerinden birisi olarak anılan Prag Kalesi, Premysl Hanedanı tarafından 9. yüzyılda inşa ettirilmiş. Bu bölgede ayrıca Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Altın Yol, Yaz Bahçeleri ile Beyaz Kule de bulunmaktadır.

Petrin Tepesi

Lesse bölgesinden Petrin Tepesi’ne doğru yürümeye devam ettim. 15. yüzyılda üzüm bağları ile ünlenen Petrin Tepesi, 1825 yılında halka açılmış. Her yıl 1 Mayıs’ta Pagan ritüelleri ile ilgili kutlamaların gerçekleştirildiği 300 metre rakımlı tepeye teleferik ile çıkabileceğiniz gibi, parkın içinden de tırmanabilirsiniz.

Aynalar Labirenti, Strahov Stadyumu, Açlık Duvarı, Karel Hynench Macha Heykeli ve Aziz Laurentius Kilisesi gibi eserlerin de bulunduğu tepeyi dolaştıktan sonra Petrin Tepesi Gözlem Kulesi’ni dışarıdan gördüm ve birkaç fotoğraf çektikten sonra parkta çimlere uzanarak güneşin tadını çıkarttım. 1891 yılında Yıl Dönümü Sergisi için inşa edilen 60 metre yüksekliğindeki Petrin Tepesi Gözlem Kulesi ise, Eyfel Kulesi’nin minyatür hali gibi. Üst kısmına çıkmak için spiral şeklindeki 299 basamaklı merdiveni aşmak ve sıra beklemek gerekiyor. Dilerseniz sırayı bekleyerek tepeye çıkıp, manzarayı bir de buradan seyredebilirsiniz. Benim o kadar vaktim olmadığı ve mecbur kalmadıkça uzun sıralar beklemekten pek keyif almadığım için ben bu kısmı es geçtim.

Charles Köprüsü

Petrin tepesindeki ziyaretimi tamamladıktan sonra, Charles Köprüsü’ne vardım. Planlamamıştım ama günün en güzel saatinde oradaydım işte! Tam gün batımı saatinde. Prag’da unutamadığım anlardan ve yerlerden birisi! Bu kadar mı güzel, bu kadar mı romantik olur.. Yalnız olmam romantizmi yaşamama engel değildi 😀 Nehirden geçen gemileri seyre daldım, müzik yapanları, onlarca insanı.. Köprünün iki tarafında yer alan heykellerin, gün batımı ışıklarında yarattığı siluetlere hayran hayran baka kaldım. Fotoğraf çektiğim ve çektirdiğim kişilerle karşılıklı sıcacık bir gülümseme ardından gelen birkaç tatlı muhabbet.. Nasıl da mutluluk sebebi..

Köprüden bahsetmem gerekirse ise; Eski Kent’ten kaleye gitmek için kullanabileceğiniz yol üzerinde yer alan 516 metre uzunluğundaki Charles Köprüsü, 1342’de yaşanan sel felaketi sırasında ağır hasar gören Judith Köprüsü’nün yerine yapı, IV. Charles’ın emriyle 1357-1402 yılları arasında inşa edilmiş. Yapılmasını emreden hükümdarın adıyla anılmaya 1870’de başlanan köprünün her iki yakasında savunma amaçlı kuleler bulunuyor. Ayrıca üzerinde Hz İsa’nın yanı sıra aziz ve azizelerin betimlendiği 30 heykel yer alıyor. 1683’ten 1928’e kadarki süreçte yerleştirilen bu heykeller içerisinde en büyük ilgiyi Nepomuklu Aziz John’u tasvir eden çekiyor.

Prag’da Ziyaret Edebileceğiniz Diğer Yerler ve Prag Gece Hayatı

Prag’da ziyaret edebileceğiniz diğer yerler ise; Dans Eden Ev, Josefov, Mala Strana, Prag Belediye Sarayı, Tyn Kilisesi, John Lennon Duvarı, Ulusal Müze, Ulusal Tiyatro, Strahov Manastırı, Klementinum, Barut Kapısı, Kampa Adası’dır.

Köprüden sonra Tredelnik denilen tatlıyı da yememin ardından (bu tatlıya bayıldım, sanırım ne kadar yesem de doyamayacağım) kaldığım eve gittim. Birkaç saat dinlendikten sonra saat 11 gibi dışarıya çıktık. Tabiki de Prag’da gece hayatı kaçar mı kaçmaz! Ben de bu keyiften mahrum kalamazdım. Önce birkaç pub denedik, daha sonra ise etnik elektronik sevdiğim için Dlouha’da yer alan ROXY adlı gece kulübüne gittik. Ben buraya kelimenin tam anlamıyla ba-yıl-dım! Öncelikle mekan çok büyük, ikincisi alkol fiyatları bizdeki gibi fahiş değil, üçüncüsü müzik efsane, dördüncüsü ise dans ederken size kimse rahatsızlık vermiyor ve beşincisi dans edebileceğiniz alan geniş. Gece 23.00’e kadar girişler ücretsiz, tavsiyem bu saatten önce girmeniz, zaten bir saat sonra içerisi de dolmaya başlıyor. Sabah 04:00’e kadar deli gibi dans ettim, gerçekten çok keyifli idi.

Ertesi gün ise öğlen yola koyuldum, elveda Prag! Tadı resmen damağımda kalan Prag için en azından bir kez daha gideceğim sözünü verebilirim.. Zira doyamadım!

Rüyalarımda Özlediğimsin Hindistan yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikİlk Osmanlı Köyü Cumalıkızık ve Gerçek Öyküsü
Sonraki İçerikGezgin Sohbetleri’nde Konuğumuz Elif Öztürk
Ben Merve Karakaş, 1988 İstanbul doğumluyum. 2010 yılı Marmara Hukuk mezunuyum. Şu anda kendi ofisim var avukatlık yapıyorum. Aynı zamanda 3 sene önce yogaya olan ilgimden dolayı yoga eğitmenliği aldım. :) Mandalalar çiziyorum. Kendi işim olduğu için ayarlayabildikçe seyahat ediyorum. Yeni insanlar, farklı kültürler ve farklı coğrafyalar keşfetmeyi sevdiğimden rotamı yurt dışına çevirmek, özellikle de Asya bu anlamda beni çok doyuruyor. Seyahat etmeyi oldum olası sevdim, önceleri seyahat etmek için hep birileri olsun diye beklerdim ancak bunun beni yavaşlattığını fark ettim ve bu andan itibaren ne zaman ruhum kanatlanmak istese sirt çantamı alıp yola koyuluyorum. Yolda ise tanıştığım insanlar, kurduğum dostluklar, edindiğim dersler bambaşka... Her rotada bir parça daha kendime dair yeni bir şey keşfediyorum. Blog yazmaya ise yeni başladım sayılır. Çevremden bunu sürekli talep olarak duyuyor ancak bir türlü başına oturmuyordum. Oldum olası yazıyla aram iyi olmuştur ama gezerken edindiğim deneyimleri yeni yeni dönüştürmeye başladım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz