Çölde Bir Günde Neler Öğrenilir? Sahra Çölüne Yolculuk…

1

İtiraf etmeliyim ki Fas’a gitmeden önce hayalini kurduğum yer aslında Sahra Çölü idi. Birkaç gün Fas’ta geçirip Sahra ile buluşacağım anı sabırsızlıkla bekliyordum. Günü gelip de Marakeş’ ten Sahra’ya uzanan yollar hiç bitmeyecek sanmıştım. Yolda uzun uzun bedevilerin hayatını düşündüm. Sonra bu yolları kimler yürümüştür, kimler Sahra’yı aşmak zorunda kalmıştır acaba? Yerleşik hayata alışkın olan bizler göçebeleri nasıl anlardık? Sonra su… Su olmayınca bu uçsuz bucaksız toprak ne işe yarardı?

Sorular çoğalıyor, bazılarına cevap buluyor, bazılarına bulmakta zorlanıyor, bazılarına cevap bulsam bile anlamakta güçlük çekiyordum. Fonda hafif bir Arap ezgisi ile bunları düşünürken yolu kendimce kısaltıyordum.

Sahra’ya yaklaştığımızı kilometrelere bakmadan da anlıyordum. Sıcaklık gitgide artıyor, kasabalar yavaşça bitiyor, canlı belirtileri azalıyor. Geriye yalnızca çöl bitkileri ile yer yer gördüğüm develer kalıyor. Ve sonunda kum tepeleri de tüm kızıllığı ile uzaklardan beliriyor. İnşallah serap görmüyorumdur diye düşünürken, öğreniyorum, bazı yollar çok uzun ve sabır şart…

fasa yolculuk

Heyecanım katlanıyor, sıcaklık iyice artıyor, geriye hiçbir şey kalmıyor ve ben çöldeyim artık. Uzun uzun izliyorum önce, bir hayalimi daha yaşamanın verdiği o mutluluk ile sandaletleri çıkardığım gibi başlıyorum kumlarda koşmaya. Kamptakiler uyarıyor, o gördüğün tepeyi çok yakın sanırsın koşsam yetişirim sanırsın ama kaç saatte ulaşırsın oraya diye. Öğreniyorum; bazı mesafeler ne kadar kısa görünse de gerçekte öyle değil.

Yanımıza develeri veriyorlar bir de rehber. Kum tepelerinden birine gidip gün batımını izlemek için. Masum ve sevimli yüzlü develerin bizi getirdiği noktada kum tepelerinden başka bir şey yok. Deveden iniyoruz ve o kızgın kumlara sanki ilk ben ayak basıyormuşum gibi hissediyorum. Tepenin güneş gören yüzü kızgın, gölgede kalan yüzü ise soğuk. Bir ayağımı sıcağa diğer ayağımı soğuğa basarak yürüyorum. Öğreniyorum; her şey zıttı ile kıymetli aslında.

sahra çölü

Tepeye biranda çıkmak ne mümkün? Kumları avuçlarında hissetmek, koşmak daha da hızını alamayıp yuvarlanmak o kadar keyifli ki. Ama güneş batmadan tepede olmam lazım artık. Ve sonunda oradayım. Yerimi alıyorum ve güneşin şovunu izlemeye koyuluyorum. Kızıllık yerini önce maviye, mavi laciverte, lacivert siyaha bırakıyor. Öğreniyorum; çölde yalnızca 3 renk var.

Kızıl Kumlarda Büyülü Bir Sahra Gecesi

Kampa tekrar döndüğümüzde ise kamp ateşinin yandığını görüyorum. Kampta bizden başka kimsenin olmadığını ve eğlencenin bizi beklediğini de o anda görüyorum. Nane çayları geliyor hemen. Aziz ve Hasan darbuka ile ardı ardına şovlar yapıyorlar. Bizim de katılmamız ile her şey daha eğlenceli hale geliyor. Öğreniyorum; insan eğlenmeyi bilirse hiçliğin içinde de eğleniyormuş.

Ve sonunda Aziz ile Hasan tüm ışıkları kapatıp bizi çöl ile baş başa bırakıp çadırlarına gidiyorlar. Sadece birkaç dakika içinde sessizlik ve karanlık ile tanışıyorum. Bugüne kadar onları tanıdığımı zannediyordum. Öğreniyorum; bazen bildiğimizi sandığımız şeyleri aslında hiç bilmiyoruz.

Haritadaki konumumu düşününce ve dünyanın en büyük çölünde olduğumu bilince buna bir de bu derin sessizlik eklenince bir an içim ürperiyor. Neyse ki başımı kaldırıp da milyonlarca yıldızın bana göz kırptığını görünce rahatlıyorum. Yerimden kalkıp biraz yürüyorum ve bir hayalin içinde buluyorum kendimi… Yürü diyorum kendime, korkunun üzerine git, karanlığa yürü. Yürüyorum ama nereye gideceğimi bilemiyorum. Sadece yürüyorum. Varacak yerde bulamıyorum üstelik. Bir kum tepesi aşıyorum, diğerini aşıyorum, ötekini aşıyorum, yoruluyorum. Sonra bir an durup da kendime gelince tek çarenin güneşin doğumunu beklemek olduğunu anlıyorum. Alıyorum üzerime kumdan yorganımı ve dalıyorum uykuya… Öğreniyorum; bazen çabalamak değil beklemek çare oluyor insana.

Hayaller, gerçekler, seraplar birbirine karışmışken insanın gözüne uyku mu girer çölde? Ama az da olsa uyuyup sabah erkenden güneşin doğuşunu da kaçırmak istemiyorum. Güzel bir gecenin ardından öyle soğuk bir sabaha uyanıyorum ki çadırda, üzerime 2 battaniye birden alıp çıkıyorum dışarı. Ve güneş yavaş yavaş süzülerek tepelerin ardından sımsıcak gülümsemeye başlıyor bize.  En iç ısıtanından…

 

 

sahra çölü
Merve Erdil

Sahra Çölünden Bir Parça Yanıma, Bir Parça Kalbime

O sabah kampta Fas’ın bol ekmekli geleneksel kahvaltılarından birini daha yapıyoruz, sanki ekmek daha bir lezzetli geliyor. Öğlene kadar vakit geçiriyor ve hiç doyamadan ayrılmanın vakti geldiğini anlıyorum Sahra Çölünden. Yanıma hatıra bir şişe çöl kumu alıyor ve yeniden yollara düşüyorum.

Bu sefer gelirken ki tüm sorular yerini bir soruya bırakıyor; tüm bu öğrendiklerim doğru mu acaba? Yoksa düşüncelerimde birer seraptan mı ibaretti? Sanırım bunu anlayabilmenin tek yolu sağlama yapmak olacak. O zaman yeniden buluşmalıyız sevgili Sahra. Mümkünse en kısa zamanda…

sahra çölü

Güzel Atlar Ülkesi; Kapadokya yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikKaradeniz Yaylaları, Yeşilin Ruhu Doyurduğu Diyarlar
Sonraki İçerikÇevre ve Doğa Polisi Geliyor
Merhaba, ben Merve Erdil. Küçüklüğümden beri yeni şeylere olan merakım, gerekli gereksiz her şeyi araştırmalarım, farklı kültürlere olan heyecanım, yerinde duramamalarım ve tüm bunları kaleme almalarım beni buraya kadar taşıdı. Buradan kastım; mutluluk. Mutluluğun kendiliğinden oluşan bir eylem olduğunu düşünenlerdenim. Benim hayatımda ki mutluluk kavramı da seyahatle oluştu. Farkettim ki; ne zaman yollara düşsem mutluyum. Düşemediğim zamanlarda da yolları düşleyerek mutluyum. Ucuz uçak bileti kovalamak, kamp malzemesi bakmak, hiç bir şey yapamıyorsam haritayı önüme açıp koymak ve hiç bilmediğim dünyalara dalmak en güzel tutkularım… Pek tabi bunları beraber yaptığım biri var hayatımda. Eşim ve ben, yani nam-ı diğer Edi ile Büdü yaklaşık 4 yıldır her fırsatta yollardayız. Fırsat diyorum çünkü ikimizde özel sektör çalışanıyız ve imkanlar dahilinde yerimizde durmamaya kararlıyız. Yıllardır minimum bütçe ile nasıl gezilirin cevaplarını arıyor ve her yeni seyahatte yeni cevaplar buluyoruz. İstiyoruz ki herkes bir şekilde gezsin ve kimse bahaneler ardına sığınmasın. Çıktığımız bu yolda amacımız bir yere varmak değil; sadece yolda olmak, hareket halinde kalmak. Ve o yolda keşfederek öğrenmek, farkındalığımızı geliştirmek, önyargılarımızı kırmak. Bir şekilde doğanın içinde kalmak, hayvanlara, toprağa, suya dokunmak… Ve bugün tüm bunları fotoğraflayıp, dilimiz döndüğünce anlatıp, aktarmak için buradayız. O veya bu sebeple yanımızda olan herkese teşekkürü borç biliriz. Yaşadığımız, seyahat ettiğimiz, maceraya atıldığımız, şükrettiğimiz ve asla pişman olmadığımız dünyamıza da bekleriz efendim…

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz