Size Saraybosna’yı Anlatmak İstiyorum

0

Size Saraybosna’yı anlatmak istiyorum. Fakat minicik şehrin neresinden başlasam onu bilemiyorum. Savaşla anılması artık can sıkıcı geliyor. Hoş, konu oraya illa gelecek. Börektir, köftedir, kahvedir olayına girersem, eyvahlar olsun, işin içinden çıkamayız. Diğer yandan Saraybosna ile aramdaki duygusal ilişkiyi anlatmak gerçekten çok zor geliyor. Yine de elimden geleni yapacağım. 

Herkese keyifli okumalar… 

Benim Gözümden Saraybosna

Dünyadaki çok az şehir, Saraybosna gibi küçük bir alanda bu kadar ilginç şeyler sunabilir. Doğu’nun Batı ile buluştuğu şehirdir. Saraybosna’da Yahudi mezarlığında durabilir, Katolik kilisesinden çanları dinleyebilir ve ardından camiden gelen ezan sesine kulak verebilirsiniz.

Saraybosna’ya bu kadar çok ziyaretçi gelmesinin sebebi de budur. Herkes kendine yakın bir şeyler bulur.

Saraybosna’nın kendine özgü bir ağırlığı da vardır. Kolay değil korkunç günler geçirdiler. Boşnaklar zamanla unutmak mümkün olmasa bile yaralarını sarmayı başardılar.

Saraybosna’yı anlatmaya başlamak için ise bu savaştan çok öncesine taaa 1.Dünya savaşına kadar gideceğim, benden günah gitti.

Yıl 1914, Avusturya-Macaristan’a ait olan şehre kral Ferdinand ve eşi gelir. Fakat coşkulu kalabalıkta arasında arabası ilerlerken suikaste uğrar. Bu olay bundan sonra tüm dünyadaki tarih kitaplarında savaşın başlangıç sebebi olarak gösterilecektir.  Artık tüm dünya Saraybosna ismini duymuştur.

Savaş biter ve bu kez 1984 yılında coşkulu olimpiyat oyunlarıyla tüm dünya bir kez daha Saraybosna’dan haberdardır.

Dünyanın üçüncü kez ondan bahsetmesinin yine savaş yüzünden olması ise kaderin bir cilvesi olsa gerek.

Size savaştan bahsetmek istemesem de maalesef hiç kaçışınız yok, şehir tüm savaş gerçeğini yüzünüze tokat gibi yapıştıracak. Her yerde bembeyaz mezar taşlarını göreceksiniz!  Hem de bir zamanlar park olan yerlerde. Duvarlardaki kurşun deliklerini fark edeceksiniz! Belki cami girişinde, parkta satranç oynayan amcaların yüzlerinde, marketteki teyzelerin kırışıklıklarında savaşın izlerini okuyacaksınız! O yüzden buna hazırlıklı olun. 

Peki Saraybosna’ya ne zaman gidilmelidir?

Balkanlardan gelen o soğuk hava uyarısını bilmeyen yoktur. Fakat Saraybosna’da da yıllardır öyle kara kış görülmüyor. O yüzden kış mevsiminde şehir turist kalabalığından uzak gayet rahat gezilebiliyor. İlkbahar ve sonbahar ise bence tadından yenmez mevsimdir. Etrafı dağlarla çevrili bir şehirden bahsediyoruz neticede. Baharlar güzel dedim ama tatilimi ancak yaz aylarında geçirebilirim diyenler üzülmesin. Yaz aylarında şehir neşeli halini size sunacak. Kent sokakları 24 saat canlı, hareketli bir tatil beldesine dönüştüğü için sıkılmaya fırsat bulamayacaksınız.

Demek ki neymiş Saraybosna’ya her mevsim gidilebilirmiş.

Nerede kalınır?

Ben tercihimi seyahatlerde hostellerden yana yaparım ancak Saraybosna’da otelde de hostellerde de tanımadığım birilerinin evinde de kaldım. Hatta ilk gittiğimde savaş biteli henüz birkaç yıl olmuştu o yüzden hepsi topu iki otel dışında kalacak yer bile yoktu. Savaşta kötü günler geçiren kadınlar için yapılan sığınma evine konuk olmuştum. Yani kısaca söylemem gerekirse kalacak yer konusunu dert etmenize gerek yok, alternatif çok.

Haydi şimdi şehri gezmeye başlayalım. Merak etmeyin aralarda yemek- içmek konusuna da geleceğim. Aç açına gezilmez ki netice de…

Saraybosna’da görülmesi gereken yerler

Sıralamayı önem sırasına göre değil öylesine yapacağım. Yine de şehri gezmeye Latin tarafından başladığınızı varsayarak ilk durağı “Sönmeyen ateş” olarak belirledim.

Keyifli geziler dilerim.

Sönmeyen Ateş – Vječna Vatra  başlangıç noktanız  

Saraybosna’nın yıkıcı bir geçmişi var demiştim. Vjecna Vatra-Saraybosna’nın Sonsuz Ateşi, Saraybosna’daki II. Dünya Savaşı askeri ve sivil kurbanlarına bir anıt. Alev sürekli yanıyor ve asla unutulmayacaklarını sembolize ediyor.

Kutsal Kalp Katedrali / Katedrala Srca Isusoava girin 

Neo-Gotik Saraybosna Katedrali, Bosna-Hersek’in en büyük Katedrali’dir ve güzel vitray pencerelere ve tonozlu tavanlara sahiptir. 1996 ve 2003 yıllarında Saraybosna’yı ziyaret eden Papa II. John Paul’e adanmış bir heykel, katedralin ön meydanında oturuyor. Ana cadde üzerinde olduğundan bulmanız kolay olacaktır.

Size bir tüyo tam karşı sokağına girip ilerleyin arkanızı dönüp katedrale bakın, tamam şimdi fotoğrafını çekebilirsiniz.  Bu sokakta ayrıca güzel cafeler var, unutmayın.

Galeri 11/07/95 Savaş Müze-Sergisini kaçırmayın 

Katedralin kapısının sağ tarafında Galeri 11707/95 in tabelasını göreceksiniz.

Galeri 11/07/1995 Srebrenica trajedisini anmak ve anlamak için mutlaka gezilmelidir. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa topraklarındaki yaşanmış soykırımın şahidi fotoğraflar içinizi acıtacak. Kendinizi göreceklerinize hazırlayın. Tarık Samarah’ın çektiği kareler Srebrenica kasabasında gerçekleşen olayları belgeleyen görüntüler, videolar ve sesler yıllar boyu zihninizden çıkmayacak. Mendiliniz cebinizde olsun.

Kürek fotoğrafının hikayesi: Toplu mezarlardan çıkanların gömülmesi esnasında sessiz defin işleminde sadece küreklerin sesi duyulduğu bir anda çekmiş sanatçımız. Yüzlerce kürekten biri kırılınca çıkan ses ve irkilme anının sonrasında çekilmiş.

Başçarşı’da kaybolun  

Adı aynen Türkçedeki gibi baş çarşı diye söyleniyor. Oraya geldiğinizi anlamanız ise hiç zor değil. Avusturya-Macaristan döneminin izlerini taşıyan Ferhadiye caddesi bir anda bıçak kesiği gibi kesilecek. Tam bu noktada yere bakın. Şehri ikiye bölen temsili çizgiyi göreceksiniz. Doğu ve batı!

Başçarşı tam bir Osmanlı çarşısı görünümünde. Küçük dükkanlarda birbirini tanıyan esnafların kapı önünde muhabbet ettiği yer. Bosna’ya özgü kilimlerin, bakır işlerinin, deri ve elbet hediyeliklerin satıldığı yerler burada sıralanmıştır.

Fakat uyarıyorum kokular sizi kendine çekecek ve mutlaka bir noktada yenileceksiniz. Üzgünüm “Börek 1- siz 0” maçı elbet börek kazanacak! Börek yemek için özellikle tek bir yer ismi veremem ama böreklerin ismi hakkında söyleyeceklerim var. Bizde yani benim gibi Balkan kökenlilerin dilinde her böreğin ayrı bir ismi vardır. Türkçedeki gibi börek deyip geçiştirmeyiz. Şekillerine göre de ismi vardır içerisindeki malzemeye göre de. Olay karmaşık yani ama siz peynirliyesirnika, ıspanaklıya zeljanica (zelyanisa), patatesli kompirusa ve kıymalıya ise burek dendiğini bilin kafi. Unutmadan nasıl pişirildiği de enteresandır, izlemeden dönmeyiniz uyarımı yapmak boynumun borcu.

Gazi Hüsrev Bey Cami’sinde soluklanın  

Cami Başçarşı’da ana cadde üzerindedir. Boşnakların buluşma noktasıdır. Osmanlı eseri diye belirtmeme gerek yok zannederim. Size ilginç bilgi; bu cami dünyadaki ilk elektrikle aydınlatılan camidir.

Ek bilgi ise Saraybosna şehri de sokak lambalarının ilk kez kullanıldığı şehir. Zannederim Avusturya-Macaristan ilk kez sokakları aydınlatma fikrini burada denemiş. Aman başımıza bir şey gelirse kıyı köşedeki Saraybosnalılara olsun önce orda deneyelim diye düşünmüşlerdir. Günahlarını almayayım ama bence öyle.

Sahat Kula’da akşam ezanını bekleyin

Bana sorarsanız Başçarşının en ilginç yapısı saat kulesidir. Saat 16.yy’dan kalma ve (dünyada başka örneği yok deniyor) ay takvimine göre ayarlanır.  Yaniay takvimine göre saat 12.00’yi gösterdiğinde ise akşam namazı vakti girdiği için karşıdaki minareden ezan okunurken, aynı anda kuledeki saatin çınlaması çarşıda farklı bir atmosfer oluşturur. Saati her hafta ayarlayan Mensur Bey, Kulenin yan sokağında küçük bir kuyumcuda çalışıyor. Gidip tanışabilirsiniz.

Sebil Meydanında güvercinleri izleyin  

Sönmeyen ateşten başlayan şehrin ana caddesinin bittiği yer bu ana meydan olacak. Buraya geldiğinizi güvercinlerden anlayacaksınız. Ortadaki su sebili ise şehrin simgesi.

Bu meydanın da kötü bir tarafı var. O da şu; köfte kokuları yani cevapcici. Meşhur Boşnak köftesinin tam zamanı derseniz bu meydanda herhangi bir yere çöreklenin hiç farketmez hepsi güzel yapar. Pide içine sizin söyleyeceğiniz miktarda köfteyi koyar, içine soğanı bolca atar yanında da yoğurt ile servis ederler.

Köfte yendi ise ya tepelere doğru yönelin ya da şehrin bir diğer simge binası olan belediye binasına.

Kovaci Mezarlığı’nda dua edin

Bu mezarlık Alija İzzerbegoviç’in mezarının da olduğu bir tepedir. Yavaş yavaş yürüyün ve mezarların üzerindeki isimleri okuyun. Doğum tarihleri farklı ama öldükleri gün aynı olan birçoğu çocuk ama hepsi erkek yüzlerce masum sivil şehit dediğimiz mertebede orada yatmaktadır. İçinizden gelen duaları esirgemeyin.

Tabya, Sarı Kale’de gün batımını izleyin

1700’lü yılların başında inşa edilen Sarı Kale, Saraybosna’nın en popüler manzaralarından biridir. Kalenin fazla kalıntısı yok ama Saraybosna’nın muhteşem manzarası var, yetmez mi? Özellikle günbatımında Sarı Tabya’da olmak en iyisidir. Güneş battığında minarelerin ışıkları yanar ve şehrin içinde bulunduğu vadinin her yerine güzel ezan sesi yayılır. Saraybosna’ da minareye çıkmış çıplak sesle ezan okunduğunu söylemiş miydim? Buna şahit olmak isterseniz sokak aralarındaki camilerin minarelerine ezan vakitlerinde dikkat kesilin. Çok muhteşem bir an olduğunu düşünüyorum.

Vijecnica Belediye Binası’na mutlaka girin  

1891 yılında Mağribi tarzında inşa edildi ve binayı bu kadar özel ve farklı kılan şey bu.

Şehre yukarıdan baktığınızda Vijecnica ilk önce dikkatinizi çeken yerdir.

Vijecnica, Saraybosna kuşatması sırasında da önemli bir rol oynadı.

Bina Milli Kütüphane olarak hizmet verdi ve binlerce önemli ve eşsiz Boşnakça kitabına ev sahipliği yaptı. Bunların içinde çok değerli el yazması eserler de vardı. 25 Ağustos 1992’de Vijecnia bombardıman nedeniyle ateşe verildi. Şehirde yapılan hiçbir tahribat bu kadar acı vermemişti, diyor o günü yaşayanlar. İnsani kayıplarımız çoktu, aç kalmıştık, bizi neyin beklediğini bilmiyorduk, kış çetindi ama o gün alev alev yanan kütüphane kuşatmada bizi en çok yaralayan olay oldu, diyorlar. Keskin nişancı saldırıları sırasında bile vatandaşlar değerli bir kültürel mal olan kitapları kurtarmaya çalıştı.

Daha sonra Saraybosna’nın ünlü çellisti Vedran Smailoviç yıkılan binada çaldı ve o fotoğraf Saraybosna kuşatmasının sembollerinden biridir. Bilet alıp içini gezebilir yeni haline ve restorasyonuna hayran kalabilirsiniz.

Bu binayı bu kadar çok anlatmamım bir sebebi de ben ilk Saraybosna’ya gittiğimde bina yıkıktı. Molozların üstüne basarak içeri kafamızı uzatmıştık. Çatısı yoktu, taş taş üstüneydi, pencereler brandalarla sarılmıştı. Şehirde savaşın izleri o kadar tazeydi ki şehirde elektrik ve ısınma sorunu vardı. Öyle şimdilerde ki gibi sıra sıra köfteciler, börekçiler yoktu kahve içmek için sadece Morica han vardı o kadar. Aaa Morica hanı anlatmadım tüh, neyse Başçarşı’da kalabalığı takip edin ya da nargile kokusunu bulacaksınız.  Osmanlıdan yadigâr bir handır. Üst katlara çıkmayı unutmayın.

İnat Kuca

Adını Türkçedeki inat kelimesi ile Boşnakçadaki ev kelimesinden alan bir lokanta burası. Özelliği ise sahibinin inadı. Evinin yerine yukarıdaki anlattığım belediye binasını yapmak isteyen yetkiliye asla olmaz deyip itiraz eder. İnadını kimse kıramaz. Sonunda bir şartla der; evimin aynısının köprünün tam karşısına yapacaksınız. Kabul edilir ve şimdilerde belediye binasının en güzel izlendiği yer ve yöresel tatların en güzelinin yapıldığı lokantadır. Farklı bir tat denemek isterseniz bamya çorbasını ve soğan dolması öneririm.

Latin köprüsünden geçin

İnat kuca tarafına geçtiysek o zaman köprünün karşısından Miljacka boyunca yürüyelim. Latin köprüsünden yine karşıya geçelim. Çünkü orada tam karşı köşedeki binanın dibinde vurulmuştu Ferdinand. Köşedeki bina aynı zamanda müze olarak ziyaret edilebiliyor, bilginize.

Saraybosna Gülleriyle geçmişin yaralarını anlayın 

Saraybosna’da yürürken şehrin kimi yerinde kaldırımları, asfaltı işaretleyen leke gibi görünen izleri göreceksiniz. Saraybosna Kuşatması sırasında şehrin sokaklarına etrafındaki dağlardan her gün yüzlerce mermiyle atıldı. Bombalar yağdı ve krater benzeri delikler oluştu. Bu kraterler, yaralıların ve ölenlerin anısına kırmızı reçine ile dolduruldu.  Onlara geride kalanlar “Saraybosna Gülleri” adını verdi.

Saraybosna yeniden inşa edip yenilenirken güller yavaşça şehir sokaklarından kayboluyor. İki tanesinin yeri aklımda; biri katedralin karşısındaki sokakta diğeri de birinin belediye binasının yan sokağında.  O civarda birilerine sorun göstereceklerdir.

Savaş tünelinde insanoğlunun dayanıklılığına şaşırın

Saraybosna Tüneli, Bosna Kuşatması sırasında Boşnaklar tarafından inşa edildi. Gıda, silah ve yardımların şehre taşınması bu sayede oldu. Saraybosna için bir yaşam çizgisi oldu. Bugün, tünel ve müzesi şehrin tarihini anlamanız için gidilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Burada duygusal anlar yaşayacaksınız, şimdiden uyarıyorum.

Ilıca / Vrelo Bosna’da yeşile doyun

Saraybosna’da yeşili çok görürsünüz ama Vrelo Bosna denilen Ilıca yakınındaki devasa ormanlık alan şahanedir. 

Oraya gitmek için Başçarşı’dan 3 numaralı tramvayla son durağa kadar gidin. Eski, büyüleyici oteller, villalar arasından Vrelo Bosna’ya kadar ister yürüyün isterseniz de faytona binin.

Vrelo Bosna’da nehir kenarında sakin birkaç saat geçirmek size iyi gelecektir.  Yorulursanız ayaklarınızı suya sokun ama dikkat birkaç saniyeden fazla dayanamazsınız.

Diyelim ki Savaş Tüneline ve Vrelobosna’ya gidip Saraybosna’ya döndünüz. Hafif bir yorgunluk hissediyorsunuz ama sakın kaldığınız yere dönmeyin. Harika bir geceyi hakkettiniz. Hemen kendinizi Ferhadiye caddesindeki kafelere atın. Hatta size Zlatna Ribica‘yı öneririm. Müzikler, dekor ve ortam sizi etkileyecek. Sadece orası değil müziği duyduğunuz her mekana girin bakın hoşunuza giderse Boşnakça şarkılara biliyormuş gibi eşlik edin. Gecenin sonunda mutlu mesut mekandan ayrılırken eminim, adamlar eğlenmeyi biliyor diyeceksiniz.

Yok ben sakin sakin kahvemi içeyim derseniz Sebile sırtınızı verin Kovaci şehitliğine çıkan yokuşun başında Ministry of Ćejf önerimdir, uğrayın.

Saraybosna iyi güzel ama civar şehirlerde çok güzel olduğu için yakın yerlere de gideceksiniz. O zaman liste başındaki yer Mostar elbette. Erkenden kalkıp trenle Mostar’a gidin. Neden tren diye özellikle belirttim dediniz, duydum. Avrupa’nın en güzel tren yolundan biri kabul edilir de ondan.

Şöyle mis gibi Pekara’dan (fırın demek) Kiflanızı (bir çeşit Balkan açması) alın ve manzaranın keyfini çıkarın. Mostar köprüsü sizi hasretle bekliyor olacak.  

Bir başka yazımda size Mostar’ı anlatmamı isterseniz yorumlara yazın. Beraberce oraya da gideriz.

Bosna savaşında hayatını acımasızca kaybedenlere, onları hiçbir şekilde unutmayacak olan yakınları ve tüm Boşnak-Arnavut akrabalarıma saygı ve sevgilerimle…

Unutmadan sizin şehirle alakalı eklemek istedikleriniz olursa lütfen yorumlara ekleyin.

Şükran Onuk

www.pustoodunya.com 

Varanasi, Ölmek İçin Gidilen Şehir! yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikGezginler, Gezgin Zirvesi 2020’de Buluştu…
Sonraki İçerikGezginler İçin Alternatif Konaklama: Couchsurfing
Merhaba, ben Şükran Onuk. İnsanların beni tanıması için özgeçmiş yazmam istendi. İnsanın geçmişinin özünü yazması ne garip değil mi? Nasıl anlatabilirim diye düşünüp durdum. Okullar, iş hayatı, bildiğin diller, gittiğin ülke sayısı, hobilerimiz bunları sıralamak basit! Ama gelin görün ki geçmişinizin özü anlatmak zordur. Benim öz geçmişimde ne mi var? Çok hareketli, bir o kadar meraklı bir kız çocuğu var. Hep soru soran, öğrenmek isteyen, gezmekten zevk alan, ayrıca neredeyse hiç durmadan konuşabilen. Aldığım bütün yaşlar beni değiştirmediği gibi artık anlatacak çok şeyimde oldu. Her fırsatını bulduğumda yaptığım gezilerde çok anı biriktirdim. Şimdilerde en büyük zevkim bunları paylaşmak ve elimden geldiği kadar insanlara yol gösterici olmak. İstiyorum ki herkes çok gezsin şayet gezemiyorsa gezenleri dinleyerek öğrensin. Çünkü dünyamızda bambaşka hayatların var olduğunu, sınırların haritalar üstünde sadece bir çizgiden ibaret olduğunu ben bu sayede öğrendim. Farkettim ki; hiçbir insanın birbirinden farklı kaygıları yok, sadece sağlıklı yaşayıp mutlu olmak derdindeyiz. İşte bunu insan yolda iken sindire sindire öğreniyor. Gülümsemenin her kapıyı açacağını, mütevazi olmanın en büyük zenginlik olduğunu,hayvanlara, doğaya sevgi ve saygı beslemenin gerekliliğini farkediyor. O yüzden her yaşadığımız gün öz geçmişimize bir yenisini eklemiş oluyoruz. Hikayemizi kendimiz yazıyoruz kısaca. Ben öz geçmişimde elimden geldiğince gülümsedim hiç de zararını görmedim doğrusu. Vesile ile her zaman yol gösterici olan ailem ve her konuda destek olan eşime binlerce teşekkürler … Gülümseyinnn, hayat bizi çekiyor…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz