Tarihi Bağdat Yolunda Terkedilmiş Bir Manastır: Abrenk Vank Kilisesi

1

Çocukken sorulmaya başlanan sorulardan biri de “en sevdiğin ders ne?” dir. Soruyu soran kişilerin beklentisi yüksek oranda matematik ya da fen olduğundan bugüne kadar açıkçası cevabı Türkçe Tarih Coğrafya diyen kişilerle pek karşılaşmadık. Okul hayatınızda ne oluyor da tarihten bizi bu kadar uzaklaştırıyorlar diye zaman zaman kendi öğrencilik yıllarımı da sorguluyorum ve kızıyorum. Çünkü tarih dersinden nefret edip asla anlamadığımı iddia ettim yıllarca. Geçte olsa anladım ki tarih bize aktarıldığı gibi yalnızca savaş ve antlaşmalardan ibaret değil yani sizin ilgilendiğiniz kısmına göre de tarih kavramı değişiyor.  

Gezerken tarihi eserleri gördükten sonra her seferinde yüzyıllar sonra bu topraklara gelenler bizden kalan hiçbir şeyi beğenmeyecek, belki de yapıtlar o zamana kadar ayakta bile durmayacak diyoruz. Son 50 – 70 yılda yaptığımız muhteşem eserler var da biz mi görmüyoruz acaba. İşte böyle kendi çemberimizde sorgulama yaparken görmek istediğimiz yerler de tarihi mekanlar oluyor. Bazı eserler öyle güzel ki size bir şeyler hissediyor. İçinizde bir enerji aktarımı gerçekleştiriyor. En azından biz öyle hissediyoruz. Gezilerimizden birinde de yönümüzü Erzincan’ın Tercan ilçesindeki terkedilmiş bir manastıra çevirdik. Öncelikle bu bölge ve Manastır hakkında genel bilgi vermek istiyorum.

1870’te Dersim’den sürgün edilen halk Erzincan’a gelip Ermeni köylerine yerleşmişler. 1914’te Erzincan’ın nüfusunun büyük bölümünü Ermeniler oluşturuyormuş. O zamanlar adı Erzinga olan şehir meşhur İstanbul-Bağdat güzergâhı üzerindeymiş. Manastırın bulunduğu köy tam da bu yolun yanı başındaymış. Köylerin isimleri bugüne kadar en az 3 kez değiştirilmiş. Manastırın adı da eskiden Aziz Tavit Manastırı imiş. 1830 da Osmanlı kayıtlarına Abrenk Kariyesi olarak geçmiş. En son haritalarda Abrenk Vank Kilisesi olarak görüyoruz. 1922’ye kadar Ermenilerin papazları dualarını burada okuyormuş. 19 yüzyıldaki bölgeyi islamlaştırma politikası sebebiyle zamanla Ermeniler göç ettiriliyor ve izleri siliniyor.

Abrenk Vank
Abrenk Vank Kilisesi

Manastır ( Abrenk Vank Kilisesi) dört tarafı duvarla çevrili bahçe içinde haç şeklindeki ana binası, aralarında yaklaşık 200 metre bulunan bir şapel ve çevresinde mezar olduğu düşünülen alan ve haçkarlar bulunuyor. Haçkarların birinde Goglgotha tepesini tasvir ettiği söyleniyor. Ortasında bir disk, üzerinde altı köşeli bir yıldız ve onu takip eden sapın Hayat Ağacı olarak verimliliği temsil ettiği söyleniyor. En üstünde ise ortada bir taht üzerinde oturan kişi takdim eder vaziyette (Hz. İsa olduğu düşünülüyor) sağ elinde bir kitap tutuyor. Diğer haçkarda ise aynı şekilde temsil edilmekle birlikte üzerinde müslüman mezar taşları gibi başlık bulunuyor. Üzerindeki arapça yazıları hemen fark ediyorsunuz. Neredeyse 3 metreye yakın olan 2 haçkar günümüzde hala ayakta duruyor. Üçüncüsü yanına devrilmiş ancak taşın yuvasından şüphelenilerek dördüncüsünün de olduğu ama çalındığı düşünülüyor. Haçkarların birinin üzerinde 1854 tarihi diğerinde 1191 ve 1194 tarihleri tespit edilmiş olmasına rağmen manastırın ilk yapım tarihi bilinmiyor.

Abrenk Vank
Abrenk Vank Kilisesi

Peki manastır hala kullanılıyor mu? Köyde yaşayanlar var mı? Anayoldan Üçpınar yoluna dönüp kiliseyi sorabileceğiniz pek fazla kimse yok. Yolda birkaç köy geçtikten sonra Üçpınar’a ulaşıyorsunuz. Şimdiden uyaralım kiliseyi sorduğunuz zaman göstermek istemiyorlar. Çünkü define avcılarının uğrak yeri olmuş orası, sizi tanımadıkları için de şöyle bir süzüyorlar.

Kiliseyi sorduğumuz Ali Abi bizi önce bir gelin çayımızı için diye davet etti bize de davete icap etmek düştü. İşin gerçeği zaten böyle mekanlara gittiğimizde ora hakkında orada yaşayanlarla konuşmak bizi en çok mutlu eden şey. Ali Abi, kız kardeş, yeğeni ve annesi ile sohbet etmeye başladık.  Oradan buradan konuşurken tabii ki en merak ettiğimiz köy ve kiliseydi. Ali abinin anlattıklarına göre çok eskiden orada Ermenilerle birlikte yaşanıyormuş. Tehcir Kanunu ile birlikte Ermeniler göç ettirilmeye başlanmış, yine de gelip manastırı kullanıyorlarmış.  90’lı yıllarda köyde yaklaşık 160 hane varmış yani 670 civarında da nüfusu varmış. Köy büyük olduğu için 12 dükkanı, ortaokulu, sağlık ocağı ve postanesi varmış. Çevre köyler bu gibi ihtiyaçları için bu köye geliyorlarmış. Köylülerin bolca hayvanı varmış, hayvancılık yapıyorlarmış. Ancak ülkemizin acı gerçeği olan terörün 94’te saldırısına uğramışlar. Çok kayıp vermiş köylüler. Tehditler altında bir hafta içinde hayvanlarını yok pahasına satıp başka şehirlere göç etmişler.

2000 yılına kadar kimse dönmemiş köye. Şimdilerde ise sadece 7-8 aile yaşıyormuş. O da yaz aylarında gelenler… Ali abi de annesi köyünü istediği için yazın 1 ay getiriyormuş. Köye döndüklerinde okulları, postane ve diğer binalar tahrip edilmiş, evler yağmalanmış haldeymiş kilisede yine hasar görmüş hal böyle olunca zaten köyde dışarıda kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar. Geriye dönmemişler bir daha.  

Bu arada köy yarı Alevi yarı Sünni’ymiş o zamanlar çok da mutluyduk diye anlatıyor Ali ağabey. Hala kiliseye zaman zaman gelen Ermeniler vardı haçkarların önüne diz çöküp dua edip ağladığını görürdük diye ekliyor.  Onlar için gerçekten önemli bir Manastırmış yani…

Sohbetimizden sonra bizde manastıra geçtik. Manastır köyün içerisinde değil. Yürüyerek gitmek biraz kondisyon ister, araçla da birkaç kilometre uzaklıkta ama manastır yamaçta olduğu için yürümek zor. Manastır Fırat’ın içinde kıvrıldığı ova manzaralı yüksekçe bir tepeye kurulmuş. Zaten manastırın yeri bizi mest etti. Manastırı ve şapeli gezerken gördüklerimizde çok can sıkıcıydı.  Dedikleri gibi şapelin içini dışını her yerini patlatmışlar ya da kazmışlar. Kilisenin içi ahır olarak kullanılmış tamamen hayvan pisliği. Koruma altında olmadığı için zarar veren verene buna rağmen hala ayakta durmuş kesinlikle görmeye değer kiliselerden biri.

Böyle tarihi yerlere gidip bir de köylülerden öyküsünü dinleyince sanki bizde orayla bir bağ kuruyoruz.  Zaten kimse olmadığı için kahvemizi yapıp manzaraya karşı oturup mekanı dinleyebildik. İşte en başta bahsettiğim o bölgeden alınan enerji tamda buydu.  Kesinlikle tarifi olmayan deneyimlerimizdendi. Yolunuz Erzurum- Erzincan arasına düşerse direksiyonunuzu mutlaka buraya çevirin deriz. Asla pişman olmayacaksınız…

Gizli Bir Hazine; Diyadin yazısını okumak için tıklayın

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz