Türkiye’nin Lavanta Bahçesi: Isparta Kuyucak Köyü

2

Başlıkta özelikle “Türkiye’nin bahçesi” dedim çünkü ülkemizin herhangi bir yerini dünyanın geri kalanında olan bir yere benzeterek aşağı çekmek artık hoşlanmadığım bir benzetme çeşidi haline geldi. Neden Kuyucak köyü Türkiye’nin Provence’ı oluyor da Provence Fransa’nın Kuyucak’ı olmuyor? Ne şanslıyız ki ülkemizde her şeye sahibiz. Yemyeşil ormanlardan, beyaz kumlu turkuaz sulara ve mosmor lavanta tarlalarına kadar. Hatta birçoğu dünyadaki benzerlerinden daha güzelken böyle benzetmeler yapmaktan artık hoşlanmadığımı fark ettim.

Tabi ki konumuz bu değil. Konumuz ülkemizin son zamanlarda en çok rağbet gören, yükselen değeri olan rotalardan biri. Hadi rotayı bu sefer Isparta’ya çevirelim.

Geçtiğimiz yıl kendime doğum günü hediyesi olarak bu seyahati vermiştim. İstanbul’dan kendi aracımızla yola çıkıp Uşak-Burdur ve son olarak Kuyucak köyünde, hasat zamanından hemen önce, lavantaların en güzel zamanında kendimi Kuyucak’ta buldum.

Mesleğim gereği çiçekleri ne kadar sevdiğimi bilen biliyor. Isparta bu konuda benim gibi birini oldukça tatmin edici bir nokta zaten. Hem gül yetiştiriciliği hem de son dönemlerde lavanta yetiştiriciliği konusunda Isparta adından sıklıkla söz ettirmeye başladı. Gördüğü ilgiyi de fazlasıyla hakkediyor. Bende hazır mevsimi gelmişken rotayı lavanta bahçelerine çevirmek isteyenler için bu rehberi hazırlamak istedim. Hepinize iyi okumalar.

Kuyucak Köyü Hakkında Genel Bilgi

Isparta aslında Yazılı Kanyon, Kovada Gölü, Sagalassos Antik Kenti ve Davraz Kayak Merkezi gibi pek çok önemli noktaya sahip ve turizm potansiyeli olan bir yer. Fakat son zamanlarda Kuyucak köyünün lavanta bahçeleri ile yükselişe geçmesi ile isminden özellikle yaz aylarında sıkça söz ettirmeye başladı.

Birkaç yıl öncesine kadar ismi pek bilinmeyen bu köy, ciddi bir seferberlik ile lavanta üretiminin Türkiye’de ki en önemli noktası haline getirilmiş. Lavanta üretiminde marka haline getirilmeyi hedefleyerek yolu çıkılmış. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) ve Anadolu Efes ortaklığı ile yürütülen Gelecek Turizmde projesi kapsamında, sunulan yüzlerce proje arasından seçilerek uygulamaya geçilmiş.

Köy neredeyse tüm gelirini lavantalara borçlu. Lavantalardan elde edilen sayısız ürünün yanında buralara özellikle lavanta mevsiminde düzenlenen turlar sayesinde köy ciddi bir kalkınma yaşıyor. Bununla birlikte lavantalar çok ciddi bir istihdam alanını da beraberinde getiriyor. Aynı şekilde köy lavantalar sayesinde eşsiz bir doğal güzelliğe de sahip.

Lavantalardan bal elde ediliyor, çayı haline getiriliyor, suyu ve yağı çıkarılıp tıbbi ve kozmetik ürünler elde ediliyor, sabunu yapılıyor, hatta ve hatta dondurması bile yapılıyor. Kurutularak keselerin içine konuluyor, gardıropların içine konularak elbiselerin zararlılardan korunması sağlanıyor. Aynı zamanda güzel koku da veriyor. İçerisinde kuru lavanta bulunan yastıklar üretilerek uyku problemi yaşayanlara şifa veriyor. Bütün bunlarla birlikte Mayıs ayından hasat zamanına kadar gezginleri kendine çekiyor, bölgeye ciddi bir turizm geliri getiriyor. Lavantalardan yapılan süs eşyaları ve hediyelikler peynir ekmek gibi satılıyor. Herkes demetler halinde lavantalar satın alıyor.

Özellikle kadınlar için inanılmaz bir istihdam sağlayan bu proje şuan gerçek anlamda başarıya ulaşmış durumda. Köyün teyzeleri, genç kadınları evlerinin kapısının önüne çömelmiş, önlerindeki lavanta yığınlarını ya demetler haline getiriyor ya da lavantadan gösterişli taçlar yapıyorlar. Bunların satışından gelir elde ediyorlar. Bu işi yaparkenki neşeleri ise gerçekten görülmeye değerdi.

Kuyucak Köyüne Ne Zaman Gitmeliyim?

Lavantalar Kuyucak köyünde her daim mevcut. Önemli olan ne zaman çiçek açtıkları ve mor renkte oldukları. Köye gitmek için istediğiniz zaman yola çıkabilirsiniz tabi ki ama ulaştığınızda göreceğiniz manzara beklediğiniz manzara olmayacaktır. Sadece top şeklinde bir yeşillik göreceksiniz.

Lavantalar yazın başında çiçeklenmeye başlıyorlar. Haziran ayı lavantaları mor görmeye başlayacağınız zamandır. Ancak hasattan hemen önceki hafta en güzel lavanta manzaralarını göreceğiniz zaman. Net bir tarih veremiyorum ancak Temmuz’un 15’i gibi hasadın başladığını söylediler. Her tarla aynı zamanda hasat edilmiyor bu yüzden tüm tarlaları çiçekli görebileceğiniz zaman Haziran’ın son haftası ya da Temmuz’un ilk haftası diyebiliriz.

Yalnız şu faktörü de göze almak gerekiyor ki artık mevsimler değişkenlik gösterdiği için bitkilerin de kafası fena halde karışık durumda. Bu durum çiçeklenme döneminde kaymalara ve hasadın erkene çekilmesine neden olabilir. Gitmeden önce yerel halktan konu ile ilgili teyit almakta fayda var.

En Güzel Tarlalar Nerede? En Güzel Fotoğraf Noktalarını Nasıl Bulurum?

Köyün tamamı alabildiğine lavantalarla dolu zaten. Fakat mesele en boş ve mor tarlaları bulabilmekte. Çünkü yol üzerindeki tarlalar oldukça kalabalık oluyor. Özellikle yolun hemen kenarındaki tarlalar Instagram odaklı fotoğrafçılık faaliyetleri için süslenmiş durumda. Küçük renkli pencereler, salıncaklar, çeşitli kompozisyonlarla oluşturulmuş fotoğraf çekim noktaları turistleri bu tarlalara topluyor. Bu tarlalar aynı zamanda en son hasat edilenler çünkü neredeyse Eylül ayına kadar bu bölgeye otobüsler dolusu turist geliyor. Gelin-damat çekimleri bile yapılıyor bu tarlalarda.

Yani diyeceğim odur ki ilk bulduğunuz tarlaya dalmak gafletinde bulunmayın. Köye vardığınızı zaten tur otobüslerinden ve kalabalıktan anlıyorsunuz. Benim tavsiyem önce sağlı sollu tarlalarla kaplı yolu bitirip köy merkezine varın ve köy merkezine doğru ilerlerken kendinize uygun fotoğraf noktaları arayın. Bizim çekildiğimiz tarlalar en boş, süssüz ve en büyük çalıların bulunduğu tarlalardı. Bunlar köy merkezine en yakın ve yol kenarından en uzak olanlar. Bu tarlalar gerçek anlamda size bir lavanta bahçesi deneyimi yaşatmaya yeter de artar bile. İlla salıncaklı bir fotoğraf isterseniz sıra beklemeniz gerekli.

Bir diğer tavsiyem ise Kuyucak’tan yaklaşık 45 dakika uzaklıkta Burdur-Akçaköy’de bulunan lavanta deresi. Buradaki tarla gerçekten göz alabildiğine lavanta dolu. İnanılmaz büyüklükte bir tarladan bahsediyorum. Fakat Kuyucaktan farkı buradaki lavantalar biraz daha bodur. Fakat baktığınız zaman boydan boya, alabildiğine mosmor bir tarladan bahsediyoruz.

Kuyucak mı Akçaköy mü daha güzel diyecek olursanız tamamen sizin beklentilerinize bağlı. Bahsettiğim gibi Akçaköy de ki lavantalar daha kısa ve bodur olmasına rağmen uçsuz bucaksız bir manzaraya sahip. Kuyucak ise benim boyum kadar iri lavanta çalılıkları ile gözlerinize bayram ettiriyor. Yani hangisi daha güzel gibi bir seçim yapmak oldukça zor ve kişisel bir durum.

Hazır Akçaköy’e kadar gelmişken Lisinia Doğal Yaşam Parkına da uğramanızı şiddetle tavsiye ederim. Burası Veteriner Hekim Öztürk Sarıca tarafından 2005 yılında Burdur Gölü yakınlarında kurulmuş bir yaban hayatı rehabilitasyon alanı. Aynı zamanda ülkemizin ilk yaban hayatı merkezlerinden birisi. Bahsettiğim Akçaköy Lavanta Deresi de Lisinia Doğa Projesinin alt projelerinden bir tanesi.

Lisinia Doğal Yaşam Parkında birçok hayvan göreceksiniz. Kartalından, kurduna kadar burada yaşayan tüm hayvanlar tedavi için oradalar. Hepsi yaralı veya hasta canlılar ve o halde vahşi doğada yaşamaları mümkün değil. Gerekli tedavileri yapılıp sağlıklarına kavuşana kadar bu merkezde misafir ediliyorlar. Sonrasında ise ait oldukları doğaya geri bırakılıyorlar.

Bu proje aynı zamanda kansersiz yaşamı destekleyen alt projelere de sahip. Yolunuz düşmüşken mutlaka uğranmalı.   

Kuyucak Köyünde Neler Yapabilirim?

Kuyucak köyünde yapabileceğiniz en güzel aktivite lavantaların arasında alabildiğine dolaşmak ve bol bol fotoğraf çekmek. Yukarda bahsettiğim gibi bazı tarlalar oldukça süslü. Renkli kapılar-pencereler, salıncaklar, bisikletler ve fotoğraflarınızı güzelleştirmek için pek çok farklı şey mevcut.

Köyde eğer şanslıysanız tarlaların içinde müzikli danslı eğlencelere de denk gelebilirsiniz. Hasat zamanı ise hasadı izlemek de keyifli olabiliyor. Biz gittiğimizde bazı tarlaların hasadına şahit olduk ve bir süre izleme fırsatımız oldu.

Yeme-İçme-Konaklama

Yeme-içme konusu sıkıntılı bir olay olmasa da buraya özgü, özel bir lezzet yok. Köy merkezinde yeme-içme ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz mekanlar bulunmakta. Sadece köy merkezinde değil, tarlaların içinde de kafeler mevcut. Hatta bazı tarlalarda gözleme yapan teyzeler bile var.

Konaklama için ise köy merkezinde gecelik olarak kiralanan köy evlerini tercih edebilirsiniz. Yakın çevreye zaten halihazırda oteller kurulmaya başlanmış. Fakat köy merkezindeki evler bence çok daha keyifli.

Biz Kuyucak’a giderken amacımız tarla sahiplerinden izin alıp lavantalar arasında kamp yapmaktı fakat şans bizden yana olmadı. Doluya tutulduk ve mecburen başımızı sokacak kuru bir yer arayışı içerisine girmek zorunda kaldık. Gittiğimiz mevsim tur şirketlerinin en yoğun talebi gösterdiği zaman olduğu için otellerde yer bulmak çok zordu. Bununla birlikte yoğun talepten dolayı fiyatlar da çok uçuktu. Köy merkezinde yerel halka nerede kalabileceğimizi sorduğumuzda bize bu kiralık evlerden bahsettiler fakat onların da birçoğunun dolu olduğunu öğrendik. Yani böyle bir konaklama seçeneğiniz de mevcut. Değerlendirmekte fayda var.

Hazır mevsimi gelmişken rotayı çevirin bu güzel köye. Lavanta kokusu insanı hem rahatlatıyor hem de çiçeklerin güzelliği insanın içini açıyor. Bu sıkıntılı dönemde evde kaldığınız günlerin acısını çıkarmak ve pandemi stresinden bir nebze olsun uzaklaşmak isterseniz gidebileceğiniz en isabetli yer bile diyebilirim. Hepinize sağlıklı yolculuklar. 

Gent: Ortaçağın Aydınlık Yüzü yazısını okumak için tıklayın

Önceki İçerikSonu Gelmeyen Hafta Sonu: Hannover ’de +1 Gün
Sonraki İçerikKarlovy Vary – Kral’ın Banyosu
Merhaba, ben Ceren Alican. 1991-Adana doğumluyum. Çukurova Üniversitesi mezunu bir Peyzaj Mimarıyım. Kendimi bildim bileli evcimen bir insan olmadım, olamadım. Çünkü evime dönmenin, dönebilecek bir evim olduğunu bilmenin, daha da güzeli istediğim zaman evimden çıkıp dünyanın herhangi bir yerinden hikayelerle geri dönmenin verdiği hazdan bir türlü vazgeçemedim.İnsanın dönebilecek bir evi olmasının ne kadar büyük bir şükür sebebi olduğunu seyahat ettikçe öğrendim. Her zaman merak etmeyi, okumayı ve görmekten asla vazgeçmemeyi bana annem öğretti. Çocukluğum ve ergenliğim yaşıtlarımın o dönem hayal bile etmediği ülkelere ayak basarak geçti. Büyüdüm, okudum, meslek sahibi oldum, İstanbul'a taşındım, evlendim. Fakat annemin bana aşıladığı seyahat etme ve merak ettiği herşeyin peşinden gitme alışkanlığım baki kaldı. Şimdi yine kimsenin gitmeye cesaret etmediği, orada ne var ki diye burun kıvırıp gitmek istemediği yerlere hayat arkadaşımla beraber gidiyorum. Ve inanır mısınız hayatımda gördüğüm en unutulmaz şeyler hep insanların 'orada gezilecek ne var ki' dediği yerlerden çıkıyor...

2 YORUMLAR

  1. Bu yıl gidecektim arkadaşlarla konuştuk hepimiz çok hazırdık olamadı ama gelecek yıl oradayız inşallah bu sene bahçemizdeki lavantalarla idare ediyorum. Bu arada bayağı uğraş verilmiş bir yazı tebrik ederim seni

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz