Yol Hikayeleri; Çingene Kızı ve Peluş Ayı

2
çingene kızı

Mesafe olarak yakın olduğu için herkesin görülecek yerler listesinde olduğu bir yeri yıllarca görmediğiniz oldu mu hiç? Hani şu şehrinizde bulunan doğa harikaları, müzeler ya da turistik yerlerden bahsediyorum. Sırf size yakın diye aman sonra giderim diye düşündüğünüz hep daha uzaktakileri önceliğiniz yaptığınız yerler. Ya da ilgi alanınızın olmadığı, önemsemediğiniz yerler. Bir o kadar hayatınızın içinde olup, bir o kadar da size ya da kişiliğinize uzak yerler.

Gaziantep mozaik müzesinde gezerken Sabri amcayla tanıştım. Ben mozaiklere hayran hayran gezerken, adım adım peşimden geldi. Hani belki normal hayatta sizi rahatsız edecek kadar yakın bir mesafe. Dilinde cümleler var söyleyecek ama söyleyemiyor. Nerde dursam duruyor. Benimle uzun uzun bakıyor mozaiklere, hemen ardımdan tabelalarda ki bilgilendirmelere yöneliyor. Ben ne zaman hareket etsem ufak ufak yerinden kıpırdıyor.

Bir Garip Mitolojik Öykü

Severiz ya yargılamayı, hani şöyle uzaktan baksan bu işte bir yanlışlık var dersin. Yakıştıramazsın Sabri amcayı müzenin koridorlarına. Elinde market poşeti, içinde minik kahverengi bir peluş ayı mitolojik bir öykünün içindeyiz beraber. Birazdan su perisi Naias canlanıp kafasını kaldıracak uzandığı çimlerden ‘’birinizden biriniz yolunuzu kaybettiniz, söyleyin bakayım hanginiz’’ diyecek. O kadar absürd bir ikiliyiz. Laf atsam diyorum içimden ne kadar güzel değil mi diye? Ama susuyorum ben yürüyorum, o yürüyor. Ben duruyorum o duruyor.

Sonunda dış alanlardaki bütün koridorları bitirdim. Orda bulunma amacım olan Çingene kızına doğru yürüyorum. Koridorlar çok kalabalık olmasa da Çingene kızı mozağinin olduğu alanda ufak bir sıra mevcut. Önümdeki birkaç kişiden sonra özel odasındaki Çingene kızına ulaşıyorum. İçerde çalan dinlendirici müziğinde etkisine kapılmış o efsanevi gözlerine bakıyorum. Karanlıkta yüzlerini göremesem de benimle beraber yine oda da 2 kişi var. Birinin Sabri amca olduğunu anlamam çok uzun sürmüyor. Birlikte dışarı çıkıyoruz. Sonunda dayanamayıp konuşan o oluyor.

‘’Bir daha girsem içeri bir şey diyen olur mu? ‘’ diyor. Aslında bende tekrar içeri dönmek için can atıyorum. Birlikte sohbet ederek içeri giriyoruz. Titreyen elleriyle iyi kötü önemsemeden fotoğraflarını çekiyor Çingene kızının. Sormak istediğim birçok soru var. Nerelisinden başlayıp, nereye gidiyorsuna kadar. Elleri titreyen, gözleri ağlamaklı ile gülüyor arasındaki yüzüne bakıyorum karanlıkta. Sonunda ‘’ pek iyi çekemedim ama kağıda basılınca güzel olur’’ diyor elindeki telefondan fotoğraflara bakarak. Ben çektiği fotoğrafları beğenmeyince, internette daha yüksek çözünürlü olanlarını bulabileceğini söylüyorum bastırmak için. ‘’O zaman ben çektim diyemem ki torunuma ‘’diyor. Sesi iyice ağlamaklı, gözlerinde ki gülüşün kaybolduğunu o karanlıkta hissettim desem inanır mısınız bana?

Koca Gözlü Çingene kızı !

Yıllarca Çingene kızım diye sevdiği koca gözlü torununu hastaneye ziyarete gidiyor Sabri amca. Elinde poşeti, poşetinde peluşu Çingene kızına gidiyor. Yıllarca şehrinde olduğu halde görmediği, ama yıllardır ailesinde olan diğer Çingene kızı görmeye gelmiş, okuyup anlayabildiği kadar gördüklerini torununa anlatmak için ömründe ilk defa bir müzeye girmiş. Kelimelerim tükeniyor karşısında. Teselli etmeyi zaten beceremem, dilim döndüğünce müzedekileri anlatıyorum bende. ‘’Bundan sonra hep gezerim ben ‘’diyor, ‘’bir iyileşsin çingenemide getiririm’’ diyor. ‘’Çok meraklı o zaten böyle gezmelere, sizin gibi sırtında çanta gezsin dursun’’ diyor. Ne kadar değişse konu dönüp dolaşıp Çingenesine geliyor. Bir yerden sonra sadece onu dinleyerek dışarı çıkıyorum. Kendime bir anahtarlık almak için hediye dükkanına yöneliyorum. Yanımda Sabri amca bir torununa bir bana iki anahtarlık seçiyoruz. Artık onun misafiriyim. Sadece Türkiye’de görebileceğiniz bonkörlükle iki anahtarında ücretini ödüyor. Karşılıklı dualar edip vedalaşıyoruz.

Müzenin dışında oturup kahvemi içerken, doğa tanrısı Dionysos’a, su perisi Naias’a sesleniyorum.

’’Çingene kızının ve Sabri amcanın gözleri gülsün, birlikte yollara düşsünler’’… diye.

 

 

Önceki İçerikNew York: Özgürlükler Şehrini Keşfet
Sonraki İçerikFoça Gezi Rehberi, Foça’da Ne Yenir? Nasıl Gidilir ?
Merhaba ben Fatma Dülger. Eskişehir'de doğmuş büyümüş sonunda yolları vatanı ilan etmiş bir göçebeyim. Hayatımın ikinci çeyreğinde tüm eşyalarımı satıp Romanya'da kimsesiz çocuklar için gönüllü çalışmaya gitmem ile başladı yol hikayelerim. Aylarca taksitini ödediğim tüm eşyalarım için ödedikleri şuan değeri bile olmayan komik bir miktar para beni hayallerime götürdü. Her gezdiğim şehir hikayelerim için yeni kahramanlara vesile oldu. Ve her kahraman hayatımda bıraktığı izler ile var oldu. Hiç tanımadığım insanların sofralarında yer buldum. Hiç duymadığım ezgilerde dans ettim. Bilmediğim sokaklarda kayboldum. Her kaybolduğumda, her yeni müzikte kendime daha çok yaklaştım. Sonunda yürümekten ,dans etmekten yıpranmış sandaletleri ile gezginsandalet doğdu. Fırsat buldukça Gezgin Gazetesi aracılığı ile birlikte dans edelim. Size diyeceklerim, anlatmak istediğim kahramanlar var...

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz